Eurolig'de mücadele eden iki takımımız da haftayı galibiyetle geride bırakırken, oyun kurucular iş başındaydı. Efes Pilsen kaptanı Kerem Tunçeri ve Fenerbahçe'nin NBA patentli yıldızı Roko Ukiç.
Bırakın maçların kazanılmasını, takımlarını “Kuyunun dibinden” çekip aldılar.
Fenerbahçe Ülker maçını televizyondan izledim. Bu karşılaşmadan başlayayım. Cholet maçında dağınık ve sistem dışı oynayan takımın “ki bu düzenin bozulmasında Erman Kunter'in zekice hazırladığı taktik tuzakları vardı, (sırası gelmişken kendisini bu başarılı çalışmasından ötürü kutlarım) yeniden eski hüviyetine döndüğünü gördüm. Oysa Rytas takımı seyircisi önünde gücünü hissettiren, tehlikeli bir takımdır.
Jasikevicius'un dönüşüyle bir başka kaliteyi de kazanmıştı. Cemal Nalga'nın bu denli iyi oynamasının tek nedeni, Avrupanın en iyi pasorü olan bu deneyimli oyuncunun “alda at” türünden verdiği paslar sonunda skora yansımıştı. Spahija, stratejiyi çember altı üstünlüğünü kazanma prensibine oturtmuş, ilk çeyrekte Oguz Savaş'ın basketleriyle fazlasıyla elde etmişti.
Karşılaşmanın tempo kazandığı bölümlerde, Kinsey ve Tomas'ın savunmaya verdikleri direnç, maçın Fenerbahçe Ülker'in kontrolünde geçmesini sağladı. Lavrinoviç ve Mirsad da devreye girince işler tam istenildiği gibi devam etti. Jasikevicius ve Gecevicius, seyircinin de baskısıyla toparlanıp maça ortak olmak isteyince, birden Ukiç'in direnişiyle karşılaştılar.
Son çeyrek artık onun elinde oluşan paslar ve basketlerle süslendi. Rytas'ı tek başına darmadağın etti.
Fenerbahçe Ülker altı maçta beş galibiyetle, grubunda liderliği sürdürüyor. Artık bundan böyle “Top 16” hesaplarını yapmaya başlasınlar.Çok yakıştı. Darısı Galatasaray ve Beşiktaş'a.
Sinan Erdem Arena'yı 15.000 kişiyle doldurmak sanki bir rüya gibi.
Efes Pilsen- Olimpija maçını Ahnet Kurt ile basın tribünündeki yerimizi alarak izledim. Heyecan dolu dakikalar bitmek bilmedi. Deplasmanda ki ilk maçı Efes beş sayıyla kaybetmişti. Bu maç mutlak kazanılmalı ve fark en az altı sayı olmalıydı.
Karşılaşmanın bitimine 16 saniye var. Efes dört sayı önde. Topu yarı sahadan oyuna soktular.Top Kerem Tunçeri'de. Dribling yapmaya başladı. Kontrol ediyor etrafı! Belli ki son topu kendisi kullanacak. Ama nasıl? Son saniyeler ve savunmanın şut atacağını tahmin etmesiyle sadırıya geçtiğini görerek, sol el “Drive” ve sol el turnikeyle son saniyede skor avantajını takımı lehine çeviriyor.
Maçın başına dönersek, Perasoviç ilk beşini yabancı oyunculardan seçerek başladı. Rakoçeviç'te muhteşem bir başlangıç yaptı. Attığı 10 sayıyı ilk 10 dakikaya sağdırdı. Sonra oyuncu değişiklikleri gelmeye başladı kenar yönetimden. Perasoviç bir türlü ideal beşi bulamıyordu. İlk yarı bittiğinde oyunda denge oluşmuştu. Nedense şu üçüncü çeyreğe, önde olan takım kötü başlar.
Efes Pilsen savunması iştahını yitirmiş, çok fazla oyuncu değişikliğinden kaynaklanan bir konsantrasyon eksikliği hissedilir olmuştu. Keyfim kaçtı.Oyunun kontrolü tamamen Olimpija takımına geçmişti. Maçın kader anı, üçüncü çeyreğin başı ve dördüncü çeyreğin tamamıydı. Uzun süre üç kısayla oynamayı deneyen Efes, sonunda seçimi yaparak iki kısaya dönmüş.Maçın başından bu yana aranan ideal 5 bulunmuştu. Roberts, Kerem Gönlüm, Nachbar, Sinan Güler ve Kaptan Kerem Tunçeri. Bu beş, Kerem'in liderliği ve Sinan'ın üstün kazanma hırsıyla, Tribünleri de işin içine katarak Sinan Erdem'de bir çoşku seline dönüşerek, maç istediğimiz skor farkıyla sona erdi.
Bana göre çok önemli bir galibiyet. Eurolig'te her zaman takımı kısaltarak kazanamassın. Çember altına bir uzun gerekiyor. Mesela, Olimpija'nın 21 yaşında 2.16 Gürcü Shermadini'si gibi. Çok beğendim. Seneye NBA olursa hiç şaşmam.
Ayrıca bir Valencia deplasman galibiyeti, bir sonraki Sinan Erdem'e onbeş bin basketbolseveri taşıyacaktır.
Kaynak: www.sporbu.net




