Barcelona deplasmanı bir kez daha gösterdi ki Fenerbahçe BEKO, artık sadece ‘son şampiyon’ olarak değil, oyun kalitesi ve karakteristiği itibarıyla da rakipleri için ‘ürkütücü’ bir güç haline geldi.
Maçı kazanacak ivmeyi yakalama, oyunu kontrol etme, farklı isimleri ön plana çıkarma, savunma sertliği ve sürekliliği ve en önemlisi de ‘hiçbir oyuncuya bağımlı olmayan’ yapısıyla Sarı-Lacivertliler, Avrupa’nın 1 numaralı ligini ‘hegemonyası altına alma’ yolunda da emin adımlarla ilerliyor.
Euroleague’in, sakatlıklara ya da oyun içinde yaşanan gelişmelere, gel-gitlere göre pozisyon alma becerisi en üst seviyede takımı Fenerbahçe BEKO… Bunu dün Barcelona deplasmanında bir kez daha gördük. Oyun stratejisi olarak Talen Horton-Tucker’ın penetrelerinden faydalanma hedefi, ABD’li şutörün erken faul problemine girmesiyle sekteye uğrasa da Baldwin&Tarık ikilisinin devreye girmesiyle bu sorunu, krize girdiği son bölüme kadar hissetmedi bile Kanarya… Rakibini hataya zorlayan ve zor atışlara iten bilindik baskı ve değişmeli savunma stratejisi, süre alan herkesin işini ciddiyetle ele almasıyla daha ilk periyot sonunda meyvelerini verdi… Açıkçası Clyburn’ün (1/12) ve Shengelia’nın (1/6) şut isabeti, Fenerbahçe’nin oyunun hakimiyetini beklenenden daha kolay ele geçirmesini sağladı. 29-14’lük ilk çeyrekte oluşan 15 sayılık fark, rakibin ‘abandone’ olmasına neden olurken, Barcelona’nın reaksiyon vermesine ikinci ve üçüncü periyotta da izin vermedi Sarı-Lacivertliler… Eğer Punter’ın ‘bireysel’ çabası ile ürettiği sayılar olmasaydı, maç Barcelona için tarihi hezimete doğru yol alıyordu. Fark, bazen 20’yi görse de bitime 8 dakika kalana kadar hep 17-18 sayı seviyesindeydi.
Barcelona 32. dakikadan itibaren tam saha baskı ile Fenerbahçe’yi o ana kadar sahip olduğu konfor alanının dışına çıkarmayı başardı. İşin gerçeği, böylesine büyük maçlarda, kaliteli rakiplere karşı maçı başından sonuna kadar aynı seviyede, aynı ‘ezici’ üstünlükle sürdürmek kolay değil… Sonuçta Barcelona da maça başlarken F.Bahçe’nin sadece 1 galibiyet gerisinde, Play-Off’ta iyi bir yer edinmek için çabalayan, nitelikli kadrosuyla, özellikle coach değişikliği sonrası Xavi Pascual ile yükselişe geçmiş, Final-Four’u, hatta 2010’dan beridir de hasret kaldığı şampiyonluğu kovalayan bir takım… Dolayısıyla seyircisi önünde, baskı oluşturduğunda hele de, farkın rehavetiyle vidaları biraz gevşetir, birkaç basit hata yaparsanız, maçın renginin bir anda değişmesi, dizginlerin elinizden kaçması da bir o kadar olası… İşte Fenerbahçe BEKO, buna dair de bir sınav verdi aslında dünkü maçın sonunda… Adeta ikinci bir maç oynadı son 8 dakikada… Barcelona, yine Punter önderliğinde, Parra, Vesely, Satoransky ve Brizuela’yı da işin içine katıp, belki de 32 dakika arayıp bulamadığı 5’liyi bir araya getirip, maçı Fenerbahçe adına krize soktu. Bunun 6 dakikasında Sarı-Lacivertli takımın da biraz aşırı özgüvenden biraz da dikkat dağınıklığından olsa gerek geri dönüşe dur diyemediğini gözlemledik. Baskı, paniği tetiklerken, normalde isabete dönüşen atışları birbiri ardına kaçırdı Kanarya… Fark giderek eridi; ta ki 3 sayıya inene kadar… Fakat son 2 dakikada, Horton-Tucker’ın 5 faulle oyun dışı kalışı sonrası direksiyona geçen Wade Baldwin, Tarık ve hatta Birch’le birlikte sorumluluk alıp, çizgiden buldukları isabetler ve bundan da önemlisi kaçan atışların ribaundlarını toplayarak, yine ‘küçük detaylarda’ Barcelona’nın mucize geri dönüş hevesini kursağında bıraktılar.
Tabii ki gönül ister ki maç başladığı gibi gitsin, Fenerbahçe BEKO, farkı sürekli 20’lerde götürüp, öyle de kazansın… Ancak öyle bir dünya yok… Burası Euroleague ve en dibindeki takımdan zirvedekine kadar ‘kolay rakip’ tanımlamasına giren bir takım mevcut değil.. Örnek isterseniz, dünkü Anadolu Efes-Valencia maçına bakabilirsiniz…
Fenerbahçe BEKO, çift maç haftasına da çok zor bir deplasmanda kazanarak başladı… Son 17 maçta gelen 15 galibiyet, takipçilerin çoğunun kaybettiği maçta rakiplerinin 2 galibiyet önünde liderliği perçinlemek çok ama çok kıymetli… Sırada Paris deplasmanı var… Elbette o da kolay olmayacak… Ama net olan bir şey var ki o da bu özgüven seviyesi, bu oyun kalitesi ve istikrar düzeyi devam ettiği taktirde – ki tekrar edelim, bunda en büyük pay kenardaki lider Sarunas Jasikevicius’ta – hedeflerine ulaşma ihtimali en yüksek takım Fenerbahçe…
ANADOLU EFES KÜLLERİNDEN DOĞDU
Efes, galibiyete olan tam 9 maçlık hasretini, 16 galibiyetle ve de sergilediği basketbolla Play-Off’un en güçlü adaylarından biri olan Valencia’yı hem de farklı bir skorla yenerek gösterdi.
Efes, bundan önceki birçok maçta oyun içinde, özellikle de ilk yarılar genelinde defalarca çift haneli farkla öne geçtikten sonra bu üstünlüğünü koruyamayarak kaybetmişti. Dünkü Valencia mücadelesi bu açıdan da onlar için bir meydan okumaydı… Yine benzer bir senaryo ile, Valencia’daki, muhtemelen Efes’in içinde bulunduğu durumun yarattığı ‘motivasyon eksikliğinden’ de faydalanarak, 33-14 gibi beklentilerin çok ötesinde bir ilk periyot performansı açığa çıkardılar. Efes adına belki de bu sezonun, savunma ve hücum adına ‘ikisi bir arada’ üst seviye olduğu en etkili çeyrek performansıydı. Şoku atlatan Valencia, ikinci periyottaReuvers’in üçlükleriyle dengeyi kurunca, hemen akıllara ‘yine mi aynı senaryo?’ sorusu geldi elbette… Ama bu kez Efes sağlam durmayı başardı hep… Poirier’nin çabuk ayaklı rakip uzunları savunma konusundaki zaaflarına Kai Jones hamlesi, Ercan’ı bu kez kenara hapsetmemesi, Swider sevdasına son vermesi Laso’nun göze çarpan en önemli artılarıydı. Larkin, Cordinier ve Beaubois gibi ‘kader değiştirebilecek’ kısaların yokluğunda bu kez topu seven iki isim Loyd ve Saben Lee’nin o sevdayı bir kenara bırakıp, bireysel çözümler yerine akan oyunda doğru tercihleri biraz da Şehmus, Dozier ve Weiler-Babb’ın yönlendirmesiyle bulmaları Efes’e galibiyetin kapısını açtı. Bu galibiyet krizden çıkmaya yeter mi, bilinmez… Ancak neresinden bakarsanız bakın, 9 maçlık mağlubiyet serisinin, Valencia gibi bir rakibe karşı alınan farklı galibiyetle son bulması kaybolan özgüveni tazelemek adına da önemli bir hamle oldu. Geçen yılki mucizevi dönüş ve Play-Inn, Play-Off yapıp F4’ün kapısından dönüş hikayesini tekrar etme ihtimali zayıf görünüyor… Ama yine de o yola girmek, çabalamak, en azından ‘denedik ama olmadı’ diyebilmek bile bir kazanım olur Efes için… Sakatlar döndüğü taktirde en azından ‘kaderi belirleyen takım’ olmak dahi değerli…




