Fenerbahçe BEKO coachu Jasikevicius, üst üste gelen yenilgiler sonrası verdiği bir demeçte ‘Fenerbahçe gibi oynamayı hatırlamalıyız’ demişti. Ama tabii bunu söylerken elbette bunu maçın belli bölümlerinde değil ‘geneline yayarak’ oynamayı kastetmişti…
Sarı-Lacivertliler, dün yine fark 21’e çıkana kadar ‘uyku modundaydı’ Bayern Münih karşısında da… Sanki ‘görünmez’ bir güç basiretini bağlamış oyuncuların… Tabii Bayern Münih’in de hakkını vermek lazım… Onlar da, herhangi bir iddiası kalmamasına karşın neredeyse 30-35 dakika aynı motivasyon seviyesiyle, aynı kararlılıkla, biraz da Fenerbahçe’nin son haftalarda içinde bulunduğu ‘çıkmazdan’ sağladığı özgüvenle müthiş bir yüzdeyle oynadı dün… Başlangıçta Obst ve Mike bazen Rathan Mayes ama çoğunlukla ve özellikle de kırılma anlarında Dimitrijevic ve Jessup’la 13/30 üçlük isabetiyle Fenerbahçe’yi zirveye taşıyan ‘kendi silahıyla’ vurdular.
Özgüven demişken, Kanarya cephesinde kaybedilen her maçla birlikte giderek zayıflayan bu olgunun yanına dün olumsuz anlamda eklenen bir başka şey ‘panik’ oldu. De Colo’nun da sakatlanıp devre dışı kalması bu iki olumsuzluğu tetikledi. Yine Jantunen’in yokluğunda Maccabi maçında parlayan Metecan’ın Zalgiris maçının ardından dünkü verimsizliği, Boston JR ve Silva’nın oyunun iki yönünde de ‘sıfır’ katkısı Fener’in elini kolunu bağladı. Bayern’de de Lucic, Kamar Baldwin, Harris ve Jovic yoktu ama Alman ekibi bu eksikleri sahada zerre kadar hissetmedi. O cephede kenardan gelenlerin skora katkısı 43 sayı olurken, bu rakam Fenerbahçe’de 20’de kaldı. Tabii Baldwin’in de 12’de 2 isabette takılması – ki o da sakat olmasa da üzerine binen yük itibarıyla takımın en çok yıpranan isimlerinin başında geliyor – da dün gecenin ayrı bir olumsuzluğuydu Fener adına…
Üçüncü çeyrekte Tarık’ın ‘sıra dışı’ üçlükleriyle farkın 6 sayıya eridiği son periyodun başında Bayern, Dimitrijevic’le skoru 72-60’a getirdikten, daha doğrusu ‘bıçak kemiğe dayandıktan’ sonra savunmada nihayet sertlik kıvamını kendi standartlarına çeken Sarı-Lacivertliler, aldığı ribaundlar ve kaptığı toplarla ivmeyi kendi lehine çevirme fırsatını panikle ‘aceleci’ davranarak tepti. Geçiş hücumlarında, daha çok süre olmasına karşın potaya gitme doğrusu yerine hem de defalarca, üst üste 4-5 hücumda üçlüklerle rakibe yetişme yanlışına düştük. Savunmada yakalanan ivmeyi, özellikle de Tarık kenarda dinlenirken, hücuma yansıtamadık. Önce fark 6’ya inmişken, sonrasında da 3 sayı iken ve 24 saniye kala Jessup’ın üçlüğü, son 6 maçta alınan 5. yenilginin mührü oldu adeta…
Farkın 11 sayıya (19-8) tırmandığı ilk 7 dakika Tarık ve Colson’ın 2 üçlüğü dışında saha içi isabeti olmaması, üstüne üstlük yine bu ilk 7 dakikada Bayern’in 4 top çalmasına karşılık Fenerbahçe’nin 7 top kaybı yapması, en az kaybolan özgüven ve panik kadar üzerinde durulması gereken detaylar… Bu şekilde, değil Olympiakos, Panathinaikos ya da Real Madrid gibi artık ‘nefesini ensesinde hissettiği’ takımlara karşı kazanmayı, ligde iddiası kalmamış herhangi bir takımla baş etmek de mümkün değildi (bakınız Maccabi, Bayern)…
Melli haftaya döner mi, dönmez mi? Dönerse nasıl döner – ki bir çırpıda kaldığı yerden devam etmesini beklemek de pek mantıklı değil – orası bilinmez… Ama sahada şu sıralar Fenerbahçe BEKO’nun ihtiyaç duyduğu en önemli detay, ivmeyi tekrar yukarı taşıyacak o ruhu tekrar canlı hale getirmek…
Eğer Olympiakos, bugün Asvel deplasmanında kazanırsa uzun bir süre sonra Fenerbahçe’yi zirveden indirip yerini alacak. İkinci sıraya inmek o kadar da sorun değil… Zirvenin laneti daha şimdiden vurmuş görünüyor zaten Fener’i… Ama daha aşağıya inmek, zor bir rakiple, mesela Panathinaikos’la Play-Off’ta eşleşme gibi bir olasılığı gündeme getirebilir. Bu bakımdan haftaya Hapoel Tel Aviv’le Sofya’da, ardından da Real Madrid ile Ülker Arena’da oynanacak iki maç Sarı-Lacivertliler’in kaderini belirleyecek. Tüm olumsuz gidişata rağmen hala üzerine binen ölü toprağını atabilecek kapasiteye sahip Kanarya… Hall ve Tarık’tan sonra Melli’nin de dönmesi çok şeyi değiştirebilir… Bekleyelim ve görelim…
Gökhan Türe





