23 Haziran'da yapılacak 2011 Draft'ının seçme sırası belli oldu. Birinci ve dördüncü sıraları kapan Cleveland, yetenekli gencimiz Enes'le ilgilenir mi acaba?
Bu yılın draft’ında piyango Cleveland Cavaliers’e çıktı. Geçen yaz LeBron James’i ellerinde tutamayıp tüm Amerika’nın alay konusu haline geldikten ve bu sezonu 82 maçta yalnızca 19 galibiyetle Doğu’nun paspası olarak kapattıktan sonra, bu bir büyük ikramiye mi, yoksa teselli mi? Zaman gösterecek…
Salı gecesi şansın yardımıyla kucağına düşen 1 numaralı ping-pong topu ve ona ilaveten, kurasız-çekilişsiz kaptığı dördüncü pick ile beraber, Cleveland kâğıt üzerinde ciddi bir yeniden yapılanma şansına sahip görünüyor. Gerçekten öyle mi acaba? Uzmanlar, bu yılki draft’ın son yılların en sığ yetenek havuzlarından biriyle karşımızda olduğunu söylüyor. Oluşturulan tahmini listelerde şimdilik en tepede Duke Üniversitesi’nden Kyrie Irving var. Bir sene kaldığı NCAA Ligi’nde sakatlık yüzünden sadece sekiz maç oynayabilmiş, 1.88 boyunda bir oyun kurucu. Ne yeni bir Chris Paul, ne de Allen Iverson… Yetenekli belki ama her tarafından su alan Cavaliers gemisini tekrar yüzdürüp, yeni ufuklara götürebilecek kadar değil.
Arizona’lı atletik forvet Derrick Williams ile Kentucky’den skorer guard Brandon Knight da ilk tercih için adı geçen gençler… Bizim açımızdan önemli olan, Fenerbahçe Ülker’den yetiştikten sonra eğitim için son iki yılını Amerika’da geçiren Enes Kanter’in de pek çok yetenek avcısının beğenisini kazanmış olması… “Enes ilk beşte seçilir” diyenlerin sayısı kabarık. Gerçi Fenerbahçe ile imzalamış olduğu profesyonel kontrat ve kendisine ödenmiş olan paralardan ötürü Kanter, kayıt olduğu Kentucky Üniversitesi’nde tek maç bile oynayamadı ama çıktığı deneme antrenmanlarında gücü, vücudunu iyi kullanması ve 2.08’lik boyu ile antrenörleri etkiledi. En büyük eksiği, iki yıldır sıkı bir rekabetten uzak kalması… Gelecek hafta Bolu’da kampa girecek ve 14 Temmuz’da İspanya’daki Avrupa Şampiyonası için hazırlıklara başlayacak Ümit Milli Takım’a çağrılmış olmak, bu anlamda Enes için önemli bir avantaj. Yaz boyu oynayarak arayı kapatabilir.
Toronto veya Detroit
23 Haziran gecesi gözümüz kulağımız New Jersey’de yapılacak NBA Draft’ında olacak. Tahminim, Enes’in kendisine 5-10. sıralar arasında bir yer bulacağı yönünde. Geçen yıl Kentucky’de oynayabilse ilk üçe girebilirdi. Fakat şimdi adının karşısında onlarca soru işareti var. Uzun adam ihtiyaçları göz önüne alındığında, draft gecesi beşinci seçme hakkına sahip Toronto Raptors’un ya da sekizinci Detroit Pistons’un, Enes’i kaçırmamak isteyeceğini sanıyorum.
Bir başka gencimiz, Karşıyakalı Furkan Aldemir de giriyor draft’a… Onun da ikinci turda, muhtemelen 40. sıradan sonra seçilmesi bekleniyor.
Draft nedir, nasıl yapılır?
NBA’e girecek yetenekli genç oyuncular ‘draft sistemi’ ile belirleniyor. Kabaca, bir önceki sezonda ligi en kötü yerde bitirenin en üst sıradan seçme hakkına sahip olduğu bir sistem denilebilir buna… Ancak bazı ayrıntılar var. Bir kere, draft’a Amerikan üniversitelerinde en az bir yıl okumuş olan gençler katılabiliyor. Amerika dışında yaşıyor ve basketbol oynuyorsa, yaşının 19-22 arasında olması lazım. Play-off’a giren 16 takım, yaptıkları dereceye göre en kötüden en iyiye sıralanarak 15 ile 30 arasındaki seçme haklarını paylaşıyor. Play-off’a giremeyenleri ise, piyango bekliyor. Ama bu piyangoda herkesin elinde aynı sayıda bilet yok. Orada da kötüden iyiye bir sıralama var. Ligin sonuncusu (bu yıl Minnesota’ydı) yüzde 25’lik ‘ilk sıra’ şansına sahipken, play-off’u kılpayı kaçıran 14’üncü Houston’a büyük ikramiye vurma ihtimali sadece binde 5! İki aşamalı bir çekilişle önce finale kalacak üç takım belirleniyor. Bu yıl elinde bolca piyango bileti olan Minnesota, şansı yüzde 7.5 olan Utah ve acıların takımı unvanını alan Cleveland finale kaldı. İlginçtir, Cleveland’ı bu üçlüye sokan bilet, sondan ikinci olup hak ettikleri yüzde 19’luk desteden gelmedi. Daha önce bir takasla LA Clippers’dan aldıkları (ve sadece yüzde 2.8 şans içeren) biletle finale kaldılar. Finalistler bir kenara ayrılınca, diğerleri yine galibiyet-mağlubiyet oranlarına göre sıralanıyor. Bu defa 4’üncü sıradan 14’üncü sıraya kadar… Sonunda zarflar tek tek açılıyor ve bir Oscar havasıyla kazananın adı anons ediliyor. Salı gecesi töreni yöneten Adam Silver, üçüncü seçme hakkının Utah’a, ikincinin Minnesota’ya, birincinin de Cleveland’a gittiğini açıkladı. Şimdi diyeceksiniz ki, “Kardeşim, bunca seremoniye, karışık hesaplara, ping-pong toplarına falan ne gerek var? En kötüden en iyiye doğru sıralanıversinler işte!..”
Ama her şeyi bir televizyon eğlencesi haline getirmeye bayılan, sonra da bu eğlenceden dünyanın reklam gelirini elde eden Amerikan girişimciliği rahat durmuyor. Elin oğlu, sana-bana ‘Survivor’ seyrettirip, uzaktan çubuğunu tüttürerek para kazanıyor, bunu mu aklı edemeyecek?




