Eurolig'de mücadele eden iki takımdan Fenerbahçe Ülker bizi ne kadar sevindirdiyse, Efes Pilsen o denli üzdü.
Yazımı kaleme almam biraz geçikti. Bunun sebebi, Efes Pilsen karşılaşmasını da izleyerek iki maçı bir arada değerlendirme isteğinden meydana geldi.
İlk maç Fenerbahçe Ülker – Montepaschi Sienna arasında Sinan Erdem Arena'da onbeşbin seyirci önünde oynandı. Bu muhteşem seyirciden çok etkilendim. Demek ki, oluyormuş! Demek ki, seyirci bir ortam bulursa koşuyormuş tribünlere. Fenerbahçe Ülker bu sezon yaptığı operasyonlarla güçlü bir takım oluşturacakları mesajını fazlasıyla vermişti. Önce Aydın Örs'ü basketbol şubesinin tepedine getirerek çok dogru bir adım attılar. Sancılı geçen değişim sonunda, Genç, hırslı, bilgili ve deneyimli bir antrenörü transfer ettiler. Sadece iki önemli oyuncuyu “Hedef atış” yaparak kadroya kattılar. Tanjeviç'in yıllardır oluşturduğu tabanı bozmadılar. Böyle olunca takımın kimyasını oluşturmak fazla zaman almadı. İşte böyle bir kurguyla, hem lige hemde Eurolig'e fırtına gibi girdiler.
Düşünün, Montepaschi gibi savunmasında altmış sayı averajla oynayan takıma seksenleri gösterdiler. Maç bana göre ikinci yarının hemen başında bitmişti. Ben istatistik olarak, ribaunt üstünlüğüne çok önem veririm. Yarı yarıya Fenerbahçe'nin üstünlüğüyle geçen ayrıca Vidmar ve Oguz Savaş'ın pota altında oluşturdukları hava sahasına birde Lavranoviç eklenince, iki takım arasında ki denge tamamen Fenerbahçe Ülker'e geçmişti. İtalyan takımı uzun süre dört kısa bir uzunla oynamak zorunda kaldı. Coach Saphija yaptığı yerinde oyuncu değişiklikleri ve otoritesiyle,üçüncü maçtada sahadan galibiyetle ayrılan oldu. Başarılı bir yönetim gösterdi. Bir başka üçlü vardı ki söz etmeden geçmeyeceğim. Ömer, Thomas ve Ukiç. Hem savunmada hemde hücumda rakibin belini kıran oyuncular olarak muhteşem bir performans sergilediler.
SÖYLENECEK NE VAR Kİ?
Efes Pİlsen'e gelince; Son yılarda ki yanlışlara devam ediyorlar. Takımı teslım ettikleri coach'un takım üstünde hiçbir “Etki ve Yetkisi' nin olmadığını gözlüyorum. Takımın kimyası her an patlayıp dağılmaya hazır bir bomba gibi. Değişen fazla birşey yok. Geçen yıl Rakoçeviç oynamadığı için sorun yaşanıyordu. Bu yıl aynı problem Tronhton için geçerli. Wilnievski diye bir guard transfer etmişler. Kerem, Sinan ve Ender varken “antreman oyuncusu” olmaktan ileri gidemez. Ya Roberts'e ne demeli. Bakın bu işler böyle olmaz. Yıllardır insan şu Panathinaikos ne yapıyor diye merak edip incelemez mi? Obradoviç, sanki Atina'da doğmuş, büyümüş gibi. Her maç kavga ettiği yardımcı antrenörü yıllardır ikinci adam rolünü ezber oynuyor. Batiste Atina vatandaşı olmuş basketbolü bırakınca askere gidecek. Diamantidis'in soyadı “Hinaikos” olmuş, tribünlerde şarkı olarak söyleniyor. Her sezon kemikleşmiş kadroya iki nokta atış. Sonra hep Eurolig'in korkulu takımı. Olur tabii. O seyirci her zaman taşır seni sırtında. Televizyon karşısında, daraldım keyfim kaçtı. Pana karşısında izlediğim Efes Pİlsen'i bu duruma düşmüş gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa lütfen bana bildirsin.
Kaynak: www.sporbu.net




