Ana SayfaDİĞERARŞİVBunu da başardık / YİĞİTER ULUĞ

Bunu da başardık / YİĞİTER ULUĞ

- Reklam -

Korkacak bir şey yok. Türk Milli Takımı yarın akşam Ülker Arena’da Çek Cumhuriyeti’ni yenerek 2013 Avrupa Şampiyonası için vizeyi alacak. Gelecek yılın eylül ayında Slovenya’da yapılacak şampiyonaya katılacak takımlar hemen hemen belli zaten… Sırbistan, İsveç , Letonya, Belçika ve Türkiye yarınki maçlarını kazanarak son biletleri alacaklar. Bulgaristan ve Avusturya en kötü üçüncüler oldukları için dışarıda kalacaklar. Estonya da bir hayli tırmalamasına, Sırbistan ve İsrail ’le aynı puana ulaşmasına karşın averaj kurbanı olacak; dördüncü sırada kalıp “Vuslat başka bahara” diyecek.
Daha önce de yazmıştım, aslında beyhude oynanan elemeler bunlar… 31 takımın katılıp 15’inin şampiyona vizesi aldığı bir mücadelenin ne heyecanı olabilir ki? Zaten sürpriz yok, yükselen yeni bir basketbol ülkesi yok. Tek istisna Azerbaycan. ‘Gardaş’ beklenenin üzerinde bir grafik çizdi ve eğer son maçta mucize yaratarak Oldenburg’da Almanya ’yı devirmeyi başarırsa İsveç ’i devre dışı bırakıp, tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası’na gidecek.

İstesek de elenemezdik
Bize gelince… Federasyon Başkanı Turgay Demirel, elemeler başlamadan önce FIBA’ya bir mektup yazsa ve “Oyuncularımız çok yorgun. Gelecek yaz hepsi tatil yapmak istiyor. Bu nedenle Eurobasket 2013’e katılmama kararı aldık. Lütfen bu defalık bizi affedin” deseydi, Avrupa basketbolunu yönetenler bunu kabul etmez, Milli Takımımızı bir biçimde turnuvaya katmak için ellerinden geleni yaparlardı. Çünkü Türkiye ’nin, Avrupa’nın basketbol ekonomisine (dolayısıyla FIBA’ya) katkısı, gelecek yıl için vizeyi şimdiden cebine koymuş 4-5 ülkenin toplamından daha fazla. Yayın gelirlerindeki payımızla, sahalara reklam yağdıran sponsorlarımızla, seyirci potansiyelimizle, yıldızları çeken ligimizle FIBA’nın vazgeçilmeziyiz artık… Biz bıraksak, onlar bırakmaz.
Ama biz de çok ısrar ediyoruz birader! “İlle de elemelere heyecan getirelim, hatta mümkünse imkânsızı başarıp dışarıda kalalım” diye yırtınıyoruz. En son, adı Çekoslovakya iken mağlup olduğumuz, 20 yıllık Turgay Demirel döneminde hiç yenilmediğimiz Çek takımına yeniliyoruz mesela… Bununla kalmayıp 18 fark yiyoruz! İtalya ’ya iki randevuda da 35 dakika galip oynayıp, sonra “Ben yiyemedim, al sen ye” misali maçları hediye ediyoruz. Bunun için bitime 52 saniye kala rakibin molasından dönüşte alan savunması bile icat ediyoruz! Futboldaki Malta’ya tekabül eden, grupta galibiyet yüzü görmemiş Portekiz önünde son 7 dakikaya mağlup, son 3 dakikaya kafa kafaya giriyoruz.

Kötüden de kötü
Sözün özü, kötü seçilmiş bir takımla, çok kötü oynuyor, ondan daha da kötü yönetiliyoruz. Emir’in, Hidayet’ten boşalan ‘saha içi liderlik’ rolüne henüz hazır olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü arkadaşlarının saygısını kazanabilmiş değil. Oyun kurucularımızın Kerem Tunçeri’den sonra, bu işi aynı çizgide götüremeyecekleri anlaşılıyor. Kritik anlarda bir adım öne çıkacak gerçek bir skorerimizin olmadığı – İtalya maçında son topu Ender’in kullanmasından- kabak gibi görülüyor.
Tüm bunların ardından koçumuz çıkıp, ne dese beğenirsiniz… “Mental olarak yorgunuz, stresliyiz.” Yahu baştan anlattım statüyü; stres bunun neresinde? Bence Tanjeviç birinci çoğul şahıs zamiri kullanmaktan vazgeçsin ve mümkünse artık Hırvatistan ’daki yazlık villasına çekilsin.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img

Son Haberler