Önce Amerika ’nın basketbol gündemine oturan, şimdi de tüm dünya tarafından cevap aranan soru, 1992’deki Rüya Takım’ın mı, yoksa bugünkü ABD Milli Takımı’nın mı daha iyi olduğu… Kobe Bryant çıkıp, “Bugünkü takım daha iyi. İmkân olsa ve oynayabilsek o günkü Rüya Takım’ı yenerdik” deyince, galiba en güzel yanıt Larry Bird’den geldi: “Evet, yenebilirler. Ben 20 senedir oynamıyorum ve hepimiz çok yaşlandık.”
Zaman ne kadar acımasız… Bird’ü sahada oynarken izleme şansına sahip olmayan bugünün gençleri için bu espriyi yapan adamın göbeğine ve hımbıllığına bakıp, ona hak vermek kolay değil, biliyorum. Sizler, çoğunuz LeBron’la, Kobe’yle, Chris Paul’le büyüdünüz. Bugünün süper yıldızlarını hayranlıkla alkışlamanız doğal… Ama inanın, NBA ’in en büyük efsanelerini bir araya getiren yirmi yıl önceki orijinal ‘Rüya Takım’, gerçekten de gelmiş geçmiş en iyi takımdı.
Gizli profesyonelliğe son verildi
17 Nisan 1989 tarihinde FIBA, NBA ’de oynayan sporcuların da Olimpiyat Oyunları’nda ülkelerini temsil edebilmesi yönünde karar verdi. O güne kadar NBA ’de kontrat imzalayanlar ‘profesyonel’ kabul ediliyor, dünyanın geri kalan ülkelerinde el altından para alarak basketbol oynayanlar, ‘amatör’ sayıldığı için, olimpiyatlarda forma giyebiliyorlardı. Bu haksız bir rekabet yaratıyordu elbette…
1988 Seul Olimpiyatları’nda basketbol tarihinin en heyecan verici, en çekişmeli maçları oynandı. O zaman ‘Demirperde’ henüz çökmemişti. Amerika bu olimpiyatlara David Robinson, Mitch Richmond, Danny Manning, Dan Majerle gibi ileride her biri önemli NBA kariyerlerine sahip olacak yetenekli gençlerle katıldığı halde, kürsüden bronz madalyayla inebildi. Bir Doğu Avrupa Karması’nı andıran, ünlü Sabonis’li Sovyet takımına güçleri ve tecrübeleri yetmemişti.
1972’de altın madalyayı tartışmalı şekilde Sovyetler’e kaybeden, 80 ve 84’ü boykotlar nedeniyle (birinde ABD , diğerinde Sovyetler yoktu) pas geçtikten sonra, 88’de hasretle beklediği rövanştan da yenik ayrılan ABD , ertesi yıl FIBA üzerindeki baskıyı yoğunlaştırdı. NBA oyuncularına olimpiyat kapılarının açılmasını sağladı ve 1992’de Barcelona ’da basketbol bambaşka bir boyuta sıçradı.
Magic için özel izin
O yıl, Amerikan basketbolunu yönetenler gelmiş geçmiş en güçlü kadronun kurulması için seferber oldular. Detroit Pistons’u üst üste iki şampiyonluğa taşıyan değerli koç Chuck Daly’nin yönetimindeki teknik ekipte, bugünkü başantrenör Krzyzewski üçüncü asistandı, önünde Lenny Wilkens ve PJ Carlesimo vardı. NBA ’den 11 yıldız seçildi. 12. oyuncu ise o yıl üniversiteden mezun olan bir çaylak olacaktı. Rüya Takım’da guard olarak Magic Johnson ve John Stockton vardı. Kasım 1991’de kanında HIV taşıdığı tespit edilen Magic, NBA kariyerine nokta koymuştu ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nden alınan özel bir izinle Barcelona ’da forma giyebilecek, böylece basketbol dünyası da bu büyük sporcuyu son bir kez selamlama şansına erişecekti. Pivotlar daha önce 84’te olimpiyat görüp altın madalya kazanan Pat Ewing ve 88’de bronzla yetinen David Robinson’du. Aradaki 2-3-4 pozisyonlarını oynamak içinse her biri apayrı özelliklere sahip yıldızlar olan Michael Jordan, Larry Bird, Clyde Drexler, Scottie Pippen, Charles Barkley, Karl Malone ve Chris Mullin seçilmişti. O yıl NCAA’lerde öne çıkan oyuncu Shaquille O’Neal olduğu halde, komite bu müthiş kadroyu tamamlama onurunu Duke’ün beyaz uzunu Christian Laettner’e verdi.
Japon mimar Isozaki’nin olimpiyatlar için yapmış olduğu 17 bin koltuklu ünlü Palau Sant Jordi, iki hafta boyunca Rüya Takım’ın her maçında doldu taştı. Sekiz maç oynadılar, hepsini çok rahat kazandılar. Finalde ilk yarının ortalarında Hırvatistan karşısında bir ara 25-23 geriye düştüklerinde tribünlerden uğultular yükseldi. Fakat o maç da büyük farkla bitti. Rüya Takım’ın en çok yaklaşmasına izin verdiği rakip Kukoç’lu Hırvatistan olmuştu (Grup maçında 33, finalde 32 fark!). Koç Daly’nin hiç mola almadan noktaladığı turnuvada, karşılaşmaları ortalama 43.6 sayı farkla kazanan Amerika ’da 18 sayı ortalamasıyla Barkley en skorer isim oldu. Jordan ise atmaya değil attırmamaya geldiğini, sekiz maçta çaldığı toplam 37 topla ispatladı.
Çektin mi, çektin mi?
Maçlarda öylesi komik sahneler yaşanıyordu ki Rüya Takım üyelerinin tam konsantrasyonla mücadele vermesi imkânsızdı. Rakip takım bench’lerinde sayısız fotoğraf makinesi vardı ve sahadaki oyuncular Jordan’ın karşısında savunmaya otururken veya Magic’in önünde dripling yaparken, arkadaşlarına dönüp “Çektin mi, çektin mi?” diye soruyordu. Barcelona Olimpiyatları boyunca Rüya Takım’ı en çok zorlayan şey, maçlar veya rakipler değil, hayranlarına imza dağıtmak oldu.
Sonuçta, Kobe’nin, LeBron’un, Durant’ın büyüklüklerini inkâr etmek istemem. Deron Williams’ı da yakından tanıdık ve sevdik. Ama tek gerçek pivotu Tyson Chandler olan bir ABD Milli Takımı’nın, o günkü Rüya Takım’ı yeneceğini öne sürmek komik hakikaten…




