Takım içinde yaşanan bazı kötü durumlar zaman zaman oyuncuların birlik olmasına yol açabiliyor.
Draper ve Heurtel yokluğunda, Krstic’in çapraz bağlarının koptuğu bir günün ertesinde Anadolu Efes’in Pınar Karşıyaka önünde 16 sayı öne geçmesinin psikolojik bir yanı vardı kuşkusuz.
Ivkovic’in elinin iyiden iyiye daraldığı ortamda 4 kısa ile özellikle üçüncü periyottaki müthiş paylaşım takımın birlikte oyununu gösteriyordu. Savunmada adam değiştiğinde kolay eksilmeye ve rakibini dışarı püskürten Efes, hücumda ise ortaya girip ‘4 dışarıda’ sistemiyle şutları buldu.
Pınar Karşıyaka’nın stresli olduğu ilk 18 dakikada yaptığı 10 top kaybıyla ortadaydı ama farkın açıldığı andan sonra gösterilen karakrteri anlatmak için Cemal Süreya olmak lazım. O kelimelere dokunmak çok zor.
Ufuk Sarıca, Gabriel’i tek uzun oynatarak önce ritmi buldu, ardından sahneyi DJ Strawberry’e bıraktı. Bu kez ters eşleşmeleri şutla değil atak ederek yani potaya giderek çözdü Kaf-Kaf ve geri dönmeyi başardılar.
Öyle bir atmosfer oldu ki Perperoglou gibi bu maçları kariyerinde sayısız kere oynamış bir oyuncu 20 saniye kala topu tutmayıp, potaya gitti ve 2 sayılık avantajı koruyamadı. Dönüşünde Dixon, Gabriel’i boş bırakacak o penetreyi yaptı ve gelen üçlük Karşıyaka’yı öne geçirdi.
Lasme’nin tek faulü kaçırmasınan ardından gelen uzatmada ise Karşıyaka Strawberry’nin jhem savunmada hem hücumdaki agresifliği ile sonuca gitti. Doğuş’un 5’leyip kenara gelmesiyle guardsız kalan Efes, iyice düzenden çıkınca Kaf-Kaf, artık şampiyonluk türküleri söylemeye başladı.
Anadolu Efes’in üst üste 3 maç kazanması gerek… İmkansız değil ama Pınar Karşıyaka öyle bir yürek ki sanki tarih yeniden yazılacak gibi…





