Kolay değil… Geçen sezon yaşanan travmadan sonra finale kalmak, Fenerbahçe Ülker gibi dev bir bütçeyle mücadele etmek her yiğidin harcı değil… Geçen yıldan sadece 3 oyuncu olmasına karşın kurduğu yapıyla Sarı – Kırmızılıları 21 yıl sonra finale taşıyan koç Oktay Mahmuti, başarıda büyük bir paya sahip. Ancak kendisi bundan rahatsız ve “İddiamızı hiç kimseye söylemedik ama biz her şeyi takım olarak başardık” diyerek bütünleşmenin altını çiziyor.
• Derin bir sarsıntıdan çıkan Galatasaray’ın başına geçerken neler yaşadınız?
OKTAY MAHMUTİ: Cem Akdağ ve ekibi kulübün ligde kalmasını sağladı. Ancak ortada ne imaj ne de yapı olarak hoş bir durum vardı. Teklif gelince konuştuk, çevrem ‘gitme’ dedi. Ama ben Hakan Üstünberk ile konuşurken o güveni aldım.
• Söz konusu yapı hem kariyeriniz hem transfer için bir risk değil miydi?
O.M: Riskti ama farklı bir mücadele bu. Hazır olan bir yere zaten gidersiniz. Biz baştan bir kadro kurduk ve bu heyecanı yaşamak isteyenlerle beraber olduk. Kimseye yalvarmadık. Takım oluştuğunda bile her tarafı dolu bir kadro değildi.
• Her tarafı dolu değil ama kimyası tamdı bu takımın…
O.M: Çalıştığınız insanların karakteri çok önemli. Oyuncuları seçerken grubumuza sinerji katacak isimler olsun istedik. Düzenimizi üzerine kuracağımız birini aramadık. Kimya; çalışmakla, anlatmakla, ikna etmekle oluyor. İnsanlar bunun bir sırrı olduğunu söyler. Ama doğallıktan, dürüstlükten ve kendiniz olmaktan farklı bir sır yok.
‘Önemli olan hizmet etmek’
• Takım kurmakla uğraşırken saha dışında nelerle mücadele ettiniz? Futbol bazlı bir kulüpte çalışmanın zorluklarını yaşadınız mı?
O.M: Ben buraya hizmet etmeye geldim. Çocukken fanatik bir Kızılyıldız taraftarıydım. 1978 yılında UEFA finali oynayan kadroyu ezbere sayarım. Bu işler çocukken oluyor. Savaştan sonra buraya geldim ve çalıştığım yerlere hizmet etmeye çalıştım. Ben Galatasaraylı değilim ama birçok Galatasaraylıyım diyenden daha çok hizmet etmişimdir. Galatasaray bir marka. Onu bir yere taşırsanız hizmet edersiniz, ama o sizi bir yere taşıyorsa bir şey yapmıyorsunuz demektir. Futbol dünyanın en ‘önemli’ önemsiz şeyi. Futbol elbette öncelikli. Bunu bilerek geldim. O dönem yönetimde sıkıntılar olurken Hakan bey bize optimum çalışma şartlarını sağladı.
• Bu çalışma ortamında eskiye oranla daha pozitif birine dönüştüğünüzü görüyoruz. Katılıyor musunuz?
O.M: Ben nasıl hissediyorsam öyle davranıyorum. Oyuncu hata yapar. Benim iki şeye tahammülüm yok: Aptallığa ve tembelliğe… Yanımdaki insanların üstün bir mücadele içinde olduğunu, iyi niyetlerini görünce onlara kızamazsınız. Açıkcası çok değiştiğimi düşünmüyorum.
• En kızdığınız maç Olin Edirne’ydi. Karşılaşmanın ardından hakemler hakkında, ‘İnsanların olanları görmesi için istifa mı etmem gerekir?’ demiştiniz…
O.M: Ne hissediyorsam onu söylerim. O anda ben bir şey gördüm ve bunu dile getirdim. Ama genel olarak böyle bir sorun olduğuna inanmak istemiyorum.
• Olin maçının ardından Antalya’ya kaybetmeniz çok tartışıldı. Neler yaşandı o mücadelede?
O.M: Ben ve oyuncularım Olin Edirne ile eşleşmeyi istedik. Normalde ben pazartesiden cumartesi günkü maçı konuşmam. Ama o maçı erkenden anlatmaya başladık. Eğer ‘kaybedersek üzerimizde silinmesi zor bir leke alırız’ dedim. Maç başlayınca kafaların sahada olmadığını gördüm. Biz maç içinde maça girmekte zorlanıyoruz. Aynı oyunla Antalya’yı 10 maçta 9 kez yenerdik. Maçtakiler gördü neler olduğunu, nasıl şutların girdiğini. Beni üzen karşılaşmaya gelmeyenlerin yorumları.
‘Her zaman iddialıydık’
• Antalya maçından sonra Beşiktaş ve Banvit serilerinin olduğu yola girdiniz. Hedeflerde finale çıkmak var mıydı?
O.M: Biz belirli bir hedefle yola çıkmadık. İddialı demeç vereceğimize iddialı olalım istedik. Bir yerden sonra Hakan bey ‘ilk 4’e girersek iyi olur’ dedi. Ama ben ona daha yukarı oynayacağımızı söylemedim. Çıkıp ‘şampiyon olacağız’ demek kolay. Biz çalıştık, işimize baktık.
• 21 yıl sonra finale çıktınız ve ilk iki maçta Fenerbahçe Ülker’e farklı kaybettiniz. Seriye nasıl tutundunuz?
O.M: Finale çıkınca duygusal bir enerji boşalması oluyor. Bu yüzden ilk maçın parlak geçmeyeceğini biliyordum. İkinci maçı üçlükler kırdı. Oyuncuları teknik taktikle donatınca çok fazla motivasyona gerek yoktur. Biz buraya kadar nasıl geldiysek öyle bitirelim dedik. Maça maç olarak baktık, seri olarak değil. Başlangıç noktamız buydu.
• Süslenmiş Sinan Erdem’de kazandınız ve seriyi uzattınız. O maçın soyunma odasında neler konuşuldu?
O.M: Bir şey konuşmadık. Oyuncuların süslerden etkilenip etkilenmediğini bilmiyorum. Farklı bir şey yapmadık.
• Şampiyonluğu Fenerbahçe Ülker kazanmasına karşın taraftar sizi ayakta alkışladı…
O.M: Kaybetmemize karşın alkışlanmak önemli bir şey. İnsanların hayatında anılar vardı. ABD’li oyuncularımız sanki bir ‘liseli’ gibi hissetti. Bu bütünleşmeyi gösteriyor. Mücadelemiz anlatılacak bir hikâye haline geldi. Bu bambaşka bir his…



