Euroleague Final Four’da Laboral Kutxa’yı yenerek finale yükselen ve kulüpler bazında basketbol tarihimizin en büyük başarısına imza atan Fenerbahçe’nin galibiyet hikayesini sportstv ekibinden Cumhur Yakar kaleme aldı.
Maçın sona ermesine yaklaşık bir dakika var. Laboral 4 sayı önde ve hücum sırası onlarda. Bu hücumdan sayı çıkardıkları takdirde sonu ah’lar vah’larla dolu geri dönülmez bir yola gireceğimiz belli. O sıra Ekpe Udoh, Darius Adams’tan topu çalıyor ve her şey değişiyor…
Bir kitap okursunuz. 200 sayfa boyunca ağlarsınız, gülersiniz. Duyguları çok farklı yaşadığınız anlar olur. Fakat bir cümle çıkar karşınıza, öyle bir cümle ki 200 sayfalık hikayede yalnız onun altını çizersiniz. Benim bu hikayede altını çizdiğim cümle, Ekpe Udoh’un kahramanlaştığı işte bu satırlar.
Maç öncesi, her iki takımın sezon genelinde ortaya koyduğu performans, oyuncuların kişisel istatistikleri, becerileri, değerleri ve bunlarla beraber iki takım adına da bütün parametreleri içeren kusursuz bir yazılım tasarlansaydı, muhtemelen maçın oynanmasına gerek kalmaz, Fenerbahçe 15-20 sayı gibi bir farkla makine üzerinde işi bitirmiş olurdu. Ama hayat böyle işlemez, spor hiç işlemez, basketbol hiç ama hiç işlemez.
İşlemedi de… Maça 13-0 seriyle başlayıp henüz ilk yarı biterken rakip tarafından yakalanmak, maç başındaki özgüven değerlerini maçın geri kalan bölümünde tamamen tersine çevirdi. Rakipte Darius Adams ve Bourousis attıklarını sokarken, şut anlamında en güvendiğimiz iki el olan Bobby Dixon ve Bogdanovic bizde yaptıkları çok basit hatalarla da beraber dünyaları kaçırdı. O yiten özgüvenle şutlar girmiyor, çok basit top kayıpları oluyor, top dönmüyor ve hücum bir türlü akmıyor… Fenerbahçe, özellikle ikinci yarı olmak üzere oyunun çok büyük bir bölümünü bu saydığımız nedenlerden ötürü elleri kelepçeli oynadı. İşte, maçın bizim için en gergin anları olan bu zamanlarda Ekpe Udoh’un başta savunma olmak üzere oyunun değebildiği her alanına koyduğu direnç, koyduğu mücadele, istek ve arzu büyük soru işareti yaşadığımız o dakikalarda Fenerbahçe’yi oyunun içinde tuttu. Oyun sizin için bu kadar kilitlenmişken, istenilenler yapılamıyorken, takımı son derece olumusuz etkileyen tüm koşullar sizi de aşağı çekmeye bu kadar müsaitken konsantrasyonu saniye kaybetmeyip savaşmaya devam etmek çok farklı bir mental sağlamlık gerektirir. Dün gece Ekpe Udoh bunun önderliğini yaptı ve sadece önderliğini yapmakla da yetinmeyip bir yerden sonra bunu parke üzerindeki takım arkadaşlarına da bulaştırdı.
Kostas Sloukas’ın maçın son bölümlerini inanılmaz oynamasını, Bogdanovic’in uzatmalarda sazı eline almasını o anların özelinde değerlendirirsek elbette çok kıymetli. Gigi Datome’nin farkı 1’e indiren üçlüğü, Vesely’nin alley-opp’ları da öyle. Fakat tüm bunlara anlam veren Ekpe Udoh’un maçın ilk saniyesinden son saniyesine kadar yılmadan ortaya koyduğu mücadeleydi. Ekpe Udoh’un dün gece bu anlamda verdiği güven, şartlar ne olursa olsun çocukları için eve cebi hep dolu dönen bir baba gibiydi.
Obradovic’in basketbolla ilgili temel prensiplerinden biri şudur, “Hiçbir oyuncunun takımın önüne geçmesine izin vermem”. Burada elbette vurgulamak istediği oyuncunun kendini takımdan büyük görmemesi. Ekpe Udoh kendini takımdan büyük görecek bir karaktere sahip değil tabi ki fakat dün mücadele ve oyun olarak takımın kalanından çok daha önde olduğu bir gerçekti. Obradovic’in maç sonu dile getirdiği gibi, Fenerbahçe’nin oyun tarzı bu değil ama böyleyken gelen bir Euroleague finali belki de daha kıymetli.
Bu büyük zaferle beraber bizler doğal olarak olaya Fenerbahçe cephesinden yaklaşıyoruz. Fakat “basketbol” başlığı altında aynı zamanda Laboral Kutxa için büyük bir yıkım yaşandı dün gece. Ondan da bahsetmek gerek. Bourousis’le beraber maçı Labarol’e getirmek adına mücadele boyunca varını yoğunu ortaya koyan Darius Adams, son 1 dakikaya 4 sayı önde girerlerken yaptığı top kaybıyla(o top kaybı sonrası Datome’nin farkı 1’e indiren üçlüğü geldi) ve maç hücumundaki fade away üçlük tercihiyle bu hikayede kendileri için hüzünlü bir son yazmış oldu. Kısaca, Darius Adams’ın maç sonu ve uzatmalardaki performansı bizlere “kahraman” olmakla “maçı veren adam” olmak arasındaki çizginin en boy değerlerini net bir şekilde gösterdi.
Bu, şüphesiz kulüpler bazında basketbol tarihimizin en büyük başarı hikayesi. Ama şimdilik. Obradovic ve oyuncuları tarafından henüz kaleme alınmamış son bir paragraf var. Tek dileğimiz, yarın gece umarız güzel bir mutlu son yazarlar.
Kaynak: sports tv



