Sporla ilgili, ilintili yazılar yazmanın sonlarına yaklaştığım, sadece gündemde kalabilmek için yazılar yazmaya çalıştığım son günlerde gene de konunun dışında kalamıyorum. Bizim evimiz basketbola, voleybola yabancı, uzak bir ev değildir. Her iki branşın da önemli, üst düzey oyuncularından, antrenörlerinden, hatta hakemlerinden, birçok kişi evimize girip, çıkmıştır ve/veya biz onların evlerini ziyaret etmişizdir.
Ayrıca büyük oğlum İstanbulspor basketbol takımında antrenör görev yapmakta. Küçük oğlumuz da İddia tahmincisi olarak basketbol dünyasında kendine yer buldu. Bazı ailece görüştüğümüz basketbol kişilerinin dışındakileri de eşim tanımaz, genel olarak sporun içindeki konumlarını bilmez, onlarla ilgili de yorum yapmaz, görüş bildirmez.
Ancak son günlerde oynanan Banvit-Olin mücadelesinin tamamını izleyen eşim dün ben Fenerbahçe Ülker – Efes Pilsen maçını açınca, “Öyle Geçer ki Zaman” dizisinden de ayrılmanın verdiği sinirle önce “Gene mi maç ?” dedi, sonra uzun bir ''Aaaaaaa' çığlığı atıp, “Gene mi aynı hakem, başka hakem mi yok ?” dedi.
Bu gündemde kalmak isteyen eski bir basketbol insanının feryadı değil, halktan, oğlunu belki görür diye TV'de basketbol seyreden bir annenin, kadının bir tepkisiydi. Hakikaten başka hakem mi yok ? Yoksa o hakem çok çok güvenilir, çok çok iyi yöneten bir hakem olduğu için mi, son yönettiği, zorluk derecesi yüksek olan bir maçtan iki (2) gün sonra, final niteliğindeki bir maça tayin ediliyor.
Ben hakemlerin federasyonda çalışmalarına hiç karşı değilim. Federasyonla dirsek temasında olmalarını doğru buluyorum. Bir zamanlar ben de federasyonda görevli iken, zamanın en güvenilir, en dürüst, herkes tarafından onaylanmış hakemi Ömer Ozan'ı mümkün olan her maçta görevlendirmek arzusundaydım.
Kulakları çınlasın üzerinde hiçbir şaibe olmayan bu arkadaşımız, Türk basketbol hakemliğinin yıldızıydı. Bir hata yaptığı zaman bile maçtan sonra yöneticilerden özür dilemesini bilir, oyuncu ve antrenörlerin gönlünü alırdı.
Recep Ankaralı'yı iyi tanırım, hakemliğini de çok begenir, insan olarak da takdir ederim. Bir zamanlar iş ortaklığı da yapmıştık. Basketbol dünyamızda da çok sevilir fakat gerek üst düzey hakemliği, gerekse uluslararası başarıları nedeniyle kendini ayrı bir konuma koyan davranışları, hakem tayinlerinde etkili olduğu var savımıyla fazla kabul görmez ve iticidir. Özetle bir “Ömer Ozan” değildir.
Peki bu kadar kritik bir ortamda, türlü çeşit şaibeye açık bir maça bu arkadaşı kim tayin eder, neden tayin eder ? Bu bir mükafat mıdır yoksa cezalandırma mı ?
Hani deveye sormuşlar: ''Boynun neden eğri ?'' demişler; o da ''Nerem doğru ki'' demiş. Aynısı burada da geçerli. Dünya İkincisi olan basketbolumuzun neresi doğru ki, hakemlik konusu doğru olsun.
Kalmış birilerinin elinde, ''Olsa da olur olmasa da'' mantığı ile yönetiliyor, 'Ben yaptım oldu işte'' deniyor.
Bu yazı beni gündeme taşır mı, taşımaz mı, bilmiyorum ama bunlar da gerçekler. Ben ortaya korum alan alır, almayan kendi bilir.




