RIDVAN TANER GÜL- Bir dönemin önemli oyun kurucularından birisiydi.. Sonrasında O'nu Beşiktaş ColaTurka'nın ve TTNet Beykoz'un coachu olarak farklı bir yönünü tanıdık.. Son olarak da karşımıza NTV'nin maç yayınlarında TV yorumcusu olarak çıktı. İhsan Bayülken ile hem oyunculuk ve antrenörlük dönemini hem de bugünün basketbolunu konuştuk.
– İlk olarak oyunculuk yıllarınızdan başlayalım. 1992 – 1998 yılları arasında Mavi Jeans Ortaköy, Beşiktaş, Emlak Bankası Ortaköy takımlarında oynadınız. Dönemin kalburüstü oyun kurucularından biriydiniz. O dönemki basketbolla, şu anki basketbolu karşılaştırır mısınız?
Tabi öncelikle oyun çok süratlendi. Eskiden daha fundamentali kuvvetli oyuncular vardı. Şimdi biraz daha atletik yapı, çabukluk ve daha çabuk karar verme gibi özellikler ön plana çıktı. Bu doğrultuda basketbolun hızlanması, bence en büyük farklılık.
– Basketbol çevrelerinde guardlar iyi koç olur, saha içi liderliğini, saha dışına taşıyabilir, derler. Siz de bu tezin örneklerinden biri olarak lanse ediliyorsunuz. Bu teze katılıyor musunuz?
Tabii ki. Yani oyun kurucu çok önemli ama artık günümüzün modern basketbolunda tek bir oyun kurucuyla iş gitmiyor. Artık bütün iyi takımlar, Euroleague seviyesinde de, en son milli takımımızda da bunu gördük, oyuna yön veren iki tane kısa oyuncuya mutlaka ihtiyaç oluyor. Çünkü savunmalar o kadar komplike, yani değişken ve atak ki, bir oyuncuyla oyunu kontrol etmek çok zorlaştı. O yüzden onu destekleyici ikinci bir oyun kurucunun mutlaka sahada olması gerekiyor.
– Beşiktaş’ta koçluk yaptığınız döneme gelelim. O dönemde müessese kulüpleri dışında basketbola yatırım yapan kulüp yoktu. Ancak siz, Türkiye’ye getirdiğiniz Ayuso, El-Amin, Varda gibi kaliteli yabancılarla ligde söz sahibi oldunuz, final oynadınız. Yani dolaylı yoldan Galatasaray ve Fenerbahçe gibi büyük kulüplerin basketbolu hatırlamasını sağladınız. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdi biz ilk göreve geldiğimiz zaman düşündüğümüz tek bir şey vardı. 2 ya da 3 sene içinde Beşiktaş seyircisini basketbolun içine çekmek ve müessese kulüplerine karşı devamlılığı olan bir organizasyon yapmak. Bu doğrultuda biraz daha El-Amin, Ayuso gibi seyircinin hoşlanacağı, Beşiktaş taraftarıyla bütünleşebilecek oyuncuları tercih ettik. Tabi burada Beşiktaş’ın bence en büyük özelliği, öyle üst düzey basketbol oynayan takımlar gibi sahada çok organize olması gereken bir kulüp değil. Yani seyircinin istediği mücadele, daha bireysel basketbolu ön planda tutan bir sistem. Bizim için amaç buydu. İlk sene bunu yaptık. İkinci sene baktık şampiyon olmak için iyi bir uzun adama ihtiyacımız var. O zaman Ratko Varda gibi fiziksel olarak çok üst düzeyde ama kafa yapısı çok inişli çıkışlı olan bir oyuncuyu transfer ettik. O sezon zaten takım final oynadı. Belki bir sene daha takımda kalabilseydik daha kalıcı işler de yapacaktık ama olmadı. Bu da basketbolun içinde olan bir şey. Ama sonuçta senin de dediğin gibi Fenerbahçe Aydın Örs ile bu 3 senelik plan programı gerçekleştirerek, en sonunda şampiyonluğa ulaştı. Zaten Türkiye’de hep böyle devamlılığı getirecek organizasyonlara ihtiyaç var.
– Daha önce formasını giydiğiniz bir kulübü çalıştırmak nasıl bir duyguydu?
Ben altyapısından yetiştim Beşiktaş’ın. Ondan dolayı orada A takımı çalıştırmak ve özellikle 100. yılda takımın antrenörü olmak, inanılmaz keyif veren bir olaydı. Bunun yanında o zamanda başarılı olmamızla da her şey sanki üst üste gelmiş gibi oldu. Keyifliydi.
– Beşiktaş’tan ayrılmanızla ilgili değişik iddialar vardı. O konuyu biraz aydınlatır mısınız? Beşiktaş’tan ayrılma süreciniz nasıl oldu?
Bu artık geçmişte kalmış bir olay. Sonuçta şimdi şöyle oldu, böyle oldu demek çok yanlış. O günün şartlarında yanlış yaklaşımlar oldu benim dışımda. Benim de kontrol edemediğim şeyler oldu Zeki Can’la beraber. Ama dediğim gibi bunlar sporun içinde olan şeyler. Yaşandı ve bitti. Aynı dönemde benim babamı kaybetmem de biraz sessiz kalmama neden oldu. Bir gün arayla oldu bu. Az önce de söyledim bunlar sporun içinde var. Demek ki benim orada biraz daha kuralına göre oynamam gerekiyordu. Oralarda biraz statik kaldık.
Daha sonra da bir Beykoz deneyiminiz oldu. Fakat o dönemde istediğiniz sonuçları alamadınız. Sizce bunun sebebi neydi?
İstediğimiz sonuçları alamadık demeyelim. O takımı biz her şey dahil 250 bin dolara kurduk. Ben böyle bir şeyin olacağına inanmıyordum ama meğerse oluyormuş. O anda kulüp başkanımız garanti vermişti o parayı. Ortada olmayan bir parayla yola çıkmışız meğerse. Öyle bir durum da vardı. Oyuncular gelirken, ben onları getirdiğim için geldiler. Ama temel ihtiyaçlarını giderecek o paraları bile onlara veremeyince, onlara olan saygımdan dolayı görevi bırakmam gerekti. Allahtan kurduğumuz takım ligde kaldı. Hiç yoktan biz de vicdan azabı çekmek zorunda kalmadık.
– Ardından da yorumculuk yapmaya başladınız. Yorumculuğa başlama fikri nasıl gelişti?
Yorumculuğa başlamak tamamen doğaçlama olarak gelişti. Herhalde benden memnun kaldılar ki, uzun vadede benden bu işi yapmamı istediler. Bende elimden geldiğince hem basketbolun güzelliklerini göstermek, hem de basketbolun gerçekten gençler tarafından takip edilmesi gereken bir spor olduğunu benimsetme fikriyle yola çıktık. İnşallah işe yaramıştır.
– Önce oyuncu sonra koçken eleştirilen taraftaydınız. Şimdi ise yorumcu olarak eleştiren taraftasınız. Bu iki taraf arasındaki farklılığı tanımlayabilir misiniz? Bakış açınızda değişiklik oldu mu?
Tabii ki. Çok fazla oldu. Özellikle hakemler konusunda ciddi anlamda bakış açımda değişiklik oldu. Oyuncuyken farklı bir yaklaşım içinde oluyorsunuz hakemlere karşı, antrenörken farklı. Ama yorumcuyken onların da birer insan olduğun, hata yapabileceklerini ve basketbol oyununun bir parçası olduklarını gördüm. O benim açımdan en büyük gelişme. Artı bir yapıcı eleştiri var, bir yıkıcı eleştiri var. Ben hep prensip olarak yapıcı eleştiriler yapmaya gayret ettim ve bunun arkasındayım. Her zaman için eleştiri olacaktır. Ben de görevdeyken aynı şekildeydim ama bulunduğunuz konum çok önemli. Biliyorsun bir şey olduğu zaman ilk antrenörün işine son verilir. O yüzden özellikle yorum yaparken hiçbir şekilde antrenör arkadaşlarımın zedelenmemesi veya yorumlarımın yanlış bir yere gitmemesi için çok dikkat etmeye çalışıyorum.
– Peki koçluğa geri dönmeyi düşünüyor musunuz?
Tabii ki düşünüyorum.
– Bu yaz basına tekrar Beşiktaş’ın koçluğu için isminizin geçtiği yansıdı. Size gelen bir teklif oldu mu?
Şube sorumlusu Sayın Şeref Yalçın’la bir görüşmemiz oldu ama çok ciddi bir görüşme değildi. Bildiğim kadarıyla diğer antrenör arkadaşlarla da görüşüyordu. Şu anda Hakan Demir ile yola devam ediyorlar. Hakan Demir de değerli bir arkadaşımız. Bu bir arz-talep meselesidir. Sonuçta Hakan Demir o görev için seçildiyse, benim de onun ve Beşiktaş’ın başarılı olmasından başka bir beklentim söz konusu bile olamaz.
– Geçtiğimiz sezon ligimiz Avrupa’nın en iyi ikinci ligi olarak lanse edildi. Ligdeki bu rekabet Avrupa kupalarında da başarıyı getirdi. Sizce bu sene de bu gelişme ve Avrupa’daki başarı devam edecek mi?
Tabii ki devam edecek. Çünkü baktığımız zaman şu anda Rusya’da çok büyük bir pazar olduğunu görüyoruz. Onun dışında İspanya devam ediyor. Aynı zamanda Yunanistan’da, özellikle Olympiakos’ta, çok ciddi bir bütçe artışı var. Ama genel anlamda 6-7 takıma çıkabilen tek ülke Türkiye. Böyle olduğunu düşünürsek ligimizin o sertliği otomatikman Avrupa’ya da yansıyacaktır. Efes Pilsen bu sene çok ciddi bir takım kurdu. Fenerbahçe belki Solomon’u kaybetti ama yeni aldığı oyuncular, özellikle Gordan Giricek, çok kaliteli isimler. Sonuçta bence Türkiye ligindeki bu kalite, Avrupa’yı da tetikleyecektir.
– Bu yaz gerçekleşen Efes Pilsen – Darüşşafaka birleşmesi hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?
Şimdi tabi Efes Pilsen 2. ligde Pertevniyal’i destekliyordu. Darüşşafaka da basketbolumuzun köklü kulüplerinden biri. Benim için bu birleşmede önemli olan, Darüşşafaka’nın basketbol camiasında olan saygınlığını yitirmemesi. Yani burada Efes Pilsen ismi Darüşşafaka isminin önüne geçerse, o zaman bu birleşme doğru bir birleşme olmamış demektir. Ama dediğim gibi Darüşşafaka ismi önde kalacaksa, sonuna kadar basketbolumuz için olumludur.
– Aynı zamanda Türk Telekom – Galatasaray birleşmesi de gündeme geldi. Sizce bu birleşme olsaydı, basketbolumuz açısından olumlu mu olurdu, yoksa olumsuz mu?
Basketbolumuzun rekabeti açısından olumlu olurdu. Ama burada bizi tek üzecek olan konu, İstanbul dışından çok iddialı, geçen sene final oynamış bir takımın devre dışı kalması olacaktı. Bu da tabi biz basketbolseverlerin en az isteyeceği şey olacaktır. Çünkü Türkiye’de basketbolun yayılmasını düşünürken, Ankara’dan final oynayan bir ekibin İstanbul’daki bir takıma sponsor olması, Ankara’daki basketbolun biraz daha gerilemesine sebep olacaktır.
– Biraz da milli takımdan konuşalım. Kadro açıklandığında seçimler çok eleştirildi. Ardından hazırlık maçlarında alınan kötü sonuçlar da takımdan beklentileri azalttı. Ancak takım elemelerde öyle bir performans gösterdi ki, bütün kötü eleştiriler terse döndü. Siz milli takımımızdan elemelerde bu kadar iyi bir performans bekliyor muydunuz?
Milli takımımız kurulduğu zaman hepimizin ortak görüşü savunma ağırlıklı bir takımdı. Hazırlık maçlarında istenen gelmedi ama Konya’daki Efes Cup’ta, özellikle son Bosna Hersek maçından sonra, ciddi anlamda takım oluşumunun ışığını verdiler. Grubumuzdaki takımların çok istenilen düzeyde olmaması da bizdeki bu takım olgusunu biraz daha yukarı çekti. Şu anda milli takımımız son oynadığı Belçika maçıyla beraber, 12 bin kişi geldi ki bu çok ciddi bir rakam, taraftarı da arkasına aldı. Bu gerçekten çok özlediğimiz bir şeydi. Şu anda basketbolumuz tekrar istenen saygınlığına kavuşmuş durumda. Ama bundan önce de hep böyle oldu. 2006’daki Dünya Şampiyonası’ndan sonra, Avrupa Şampiyonası’nda saygınlığımızı yitirdik. 2001’de İstanbul’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda 2. olduk, sonra düşüşe geçtik. Bizim bu devamlılığı sağlamamız gerekiyor. O yüzden bence şimdi bir şeye karar verilmeli ama benim fikrim, milli takımımız bu eleme grubunda yapabileceğinin en iyisini yaptı ancak Avrupa Şampiyonası’na giderken eğer daha kaliteli oyuncuları takıma ekleme şansımız varsa – bu düzeni bozmadan – bence bu eklemeyi de yapmalıyız
– Peki bugüne kadar şampiyonalarda yaşanan başarısızlıkların sebebi nedir. Sizce farklılık nerede?
Takım olamamak. Bu herkes için geçerli. Sırplar da aynı problemi yaşadılar. Bir yerde tıkandılar ve darmadağın oldular. Şimdi de yeni bir jenerasyonla geliyorlar. Hazırlık maçında da İstanbul’da görmüştük, yenmişlerdi bizi. Oyuncuların orada milli takım forması altında ter dökmekten zevk alması gerekiyor. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama herkes birbirine saygı duymak zorunda. Biz bu saygıyı sağladığımız sürece, Avrupa’da madalya almamamız gibi bir şey söz konusu olamaz.
– Tanjevic ile ilgili eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce doğru olan Tanjevic’in kalması mı, yoksa söz de bir Türk koçtan yana mısınız?
Tanjevic’in yaptığı bir sürü doğru iş var. Zaman içinde bunları hayata geçiriyor. Ama Tanjevic’in de bence Türk oyuncuları olduğu gibi kabul etmesi ve onların bazı özelliklerini değiştirmeye çalışmaması gerekiyor. Özellikle yıldız oyuncular açısından söylüyorum. İşte oralardaki dengelerde bazen balans kopukluğu oluyor. Tanjevic son 4–5 senedir basketbolumuzun içinde ama benim gönlümden de tabii ki, her Türk koçta olduğu gibi, bir Türk koçun olması geçiyor.
– Tanjevic geçtiğimiz günlerde Mehmet Okur ile ilgili, “O’nun bu sene dinlenmesini istedim. Önümüzdeki sene ondan yararlanacağım.” diye bir açıklama yaptı. Sizce Mehmet Okur’un takıma dönmesi takımı nasıl etkiler?
Şu anki takım uyumunu ve düzenini bozmayacak şartlarda bir birleşme olacaksa, Mehmet Okur bizim milli takımımızı daha yukarı çeker. Yani madalya şansımızı daha yukarı çekecektir. Çünkü ben Mehmet Okur’un bu seneyi iyi geçireceğini düşünüyorum. Sene sonunda kontrata gidiyor o da. O doğrultuda bu seneyi iyi geçirip, yazın iyi bir durumda milli takımımıza katılabilir. Ama dediğim gibi takım olgusu içinde iş yapacak bir Mehmet Okur’a ihtiyacımız var. Bu da sadece Tanjevic’in adım atmasıyla olmaz. Hem milli takımın, hem de Mehmet Okur’un bu birliktelik isteğini göstermesi gerekir. Ama bundan önceki birleşmelerin hiçbir zaman istediğimiz gibi olmadığı da aşikâr.
– Mehmet dışında takıma girmesini beklediğiniz isim veya isimler var mı? Siz milli takım koçu olsanız kimleri alırdınız kadroya?
Bence şu anda milli takım kadrosu iyi durumda. Mehmet Okur’u mutlaka alırdım. Onun dışında ilave edeceğim bir oyuncu yok.
– Son olarak da Beko Basketbol Ligi, Euroleague ve NBA’de şampiyonluk için favorilerinizi alalım.
Güzel bir soru. NBA konusunda yorum yapamayacağım. Çünkü orda bu sene çok fazla değişiklikler oldu. Ntv’de de konuşuyoruz bunları. Orada bile kimse favori gösteremiyor. Şimdi burada kalkıp biliyormuş gibi yorum yaparsam onlara saygısızlık olur.(gülerler) O yüzden NBA’i pas geçelim. Takımın kim dersen Utah Jazz diyeceğim ama onların kolay kolay şampiyon olma şansları yok. Onlara yol vermezler. Los Angeles Lakers diyelim hadi NBA için. Euroleague’de bence bu sene Olympiakos yatırımının karşılığını alabilir. Türkiye içinse, şu an için Efes Pilsen – Fenerbahçe Ülker finali gözüküyor gibi.
RIDVAN TANER GÜL





