Galatasaray LH'ın ve milli takımımızın başarılı koçu Ergin Ataman kritik derbi galibiyeti sonrası hem takımdaki durumu, hem de sezonun geri kalanı için hedeflerini ve planlarını anlattı. Furkan ile Arroyo'nun takımdan ayrılmasının kendisini üzdüğünü ve planlarını çok etkilediğini belirten koç, gelinen noktada kadrodaki yetersizliğin de etkisiyle, istemese de lige daha çok önem vermeleri gerektiğini iletti. Derbinin takıma yeniden bir heyecan getirdiğini de belirten Ataman, geçen sezon normal ligi 4. olarak bitirdikleri halde finale gittiklerinin de unutulmaması gerektiğini söyledi. Genç oyunculara süre verilmesi konusunda hassas olduğunu ekleyen ve eleştrilere de cevap veren koç, sezon başında ve içerisinde transferlerde hatalar yaptıklarını detaylarıyla birlikte aktardı. Keyifli okumalar diliyorum.
Fenerbahçe Ülker karşısında çok önemli bir galibiyetti, tebrik ediyorum. Elbette sahada mücadele eden oyuncuların payı büyüktü ancak sizin ve Yağızer koçun da taktiksel başarısını detaylandırmak gerek bence. Sizin gözünüzden maçın taktiksel bir özetini alabilir miyiz?
3 yıldır Fenerbahçe Ülker'e Abdi İpekçi'de yenilmiyoruz ve rakibimizin de bu psikolojiyle buraya geleceklerini tahmin ediyorduk. Her ne kadar karşılarında çok eksik bir takım da olsa, maçın favorisi konumunda olsalar da bu bahsettiğim durum oyuncularda bir ürkeklik yaratır, takımdan değil de atmosferden gelen bir ürkeklik. Takımı faul probleminden korumak için tam saha baskılı bir savunma yerine yarı sahada sıkıştırmalı bir savunma uyguladık. Fenerbahçe Ülker'in hücum silahları belli, Goudelock ve Bogdanovic. Biz de bu iki oyuncu üzerine baskı yapmaya karar verdik, sürekli ikili sıkıştırmalar getirdik. Goudelock ikinci yarıda bir boş çok şut buldu ama diğerleri zor ve el üstü atışlardı. Fenerbahçe Ülker'in hücumları genelde Goudelock etrafında dönüyor ve o da pas vermeyi çok sevmeyen bir oyuncu, biz de hem ona hem de Bogdanovic'e yaptığımız bu ikili sıkıştırmalarla onların skorunu aşağıya çekmeye çalıştık. Bunun yanında dış atışları da riske ederek pota altını içeri kapanarak iyi savunduk. 6 kişilik kadrodaki 3 oyuncumuz uzundu, bu nedenle rotasyonu devam ettirebilmek için zaman zaman 3 uzunla sahada yer almamız gerekti. İşte bu dönemlerde de adam paylaşımlı alan savunmasına döndük. Aslında az sayı da yemedik, 88 sayı yedik ama bana göre savunmamız ciddi anlamda başarılı oldu. Hücumda da onların savunmada zayıf karnı olan Emir ile Goudelock'ın üzerine Sinan ve Carter ile gitmeyi planlamıştık, oyuncularımıza bol bol penetre yapmaları gerektiğini ve içeriden dışarı yapılacak paslarla etkili olabileceğimizi belirtmiştik. Carter ilk yarıda bu planımızı bozdu, Yağızer onu çok iyi kullandı fakat bulduğu penetreler sonrası çok atış kaçırdı. Micov da ilk yarıda etkisizdi, ilk yarı aslında iyi savunma yapmamıza rağmen hücumda etkili olamadığımız için bir türlü farkı açamadık. İkinci devre bu iki oyuncumuz da devreye girince bu sefer Erceg'e de alan açıldı ve hücumda daha rahat hareket ettik. Bana göre bu sezon oynadığımız en akıllı en iyi maçlardan bir tanesi oldu. Galatasaray LH çok iyi oynadı yoksa Fenerbahçe Ülker gibi üst üste 11 maçını kazanmış ve deplasmanda CSKA Moskova'yı yenmiş bir takımı yenemezsiniz.
Peki Fenerbahçe Ülkerli oyuncularda siz bir konsantrasyon eksikliği hissettiniz mi?
Böyle bir şey olmaz. Hiçbir zaman Galatasaray LH ve Fenerbahçe Ülker derbilerinde hele ki tansiyonun bu kadar yüksek olduğu bir ortamda bir konsantrasyon düşüklüğü söz konusu olamaz, bu iki takım geçen sene lig finali oynadılar. Buraya geliyorsun tamamen dolu bir salonda “hayır ben bu maçı değil de 3 gün sonraki Olympiakos maçını düşünüyorum” diyemezsin. Burada ne olur? Oyuncunun kafasında Galatasaray'ın eksiklerinden dolayı oluşan bir rahatlık olabilir ancak. Bir de son 3 sezondur bu salonda bu atmosferde kazanamamanın gerginliği olabilir. Şöyle de bir şey söyleyeyim, Fenerbahçe Ülker gelip bu salonda ne maçtan bir gün önce çalışma yaptı, ne de maç günü sabah gelip şut antremanı yaptılar ve bu çok nadir görülen bir durumdur… Bunun tersi de aslında bizim için geçerli, biz de bu atmosferde normal performansımızın çok üstüne çıkabiliyoruz, gidip Beşiktaş İF'ın sahasında ya da İzmir'de de biz böyle oynayamıyoruz, aynı performansı gösteremeyiz.
Galibiyet elbette önemli bir motivasyon kaynağı olacaktır ama sizce takımın içerisindeki huzursuzluk ortamı çözüldü mü, ne durumda şuanda takım?
Bence bunun nedenlerinden biri de son 6-7 aydır sürekli Galatasaray'daki sorunların medyaya yansıtılmasıydı. Evet bir dönem takımda büyük sıkıntılarımız oldu ki bence en büyük problem Furkan'ı kaybetmemizdi. “Bir kazak söküldüğü zaman ondan sonra aşağı doğru gider.” Sadece oyuncu olarak değil ki bizim için çok önemli bir oyuncuydu, mentalite olarak onu tutabilseydik bu sökülmelerin hiçbirisi olmazdı. Ondan sonraki dönemde aslında öyle çok kötü bir durumda yoktu sadece paralarını geç alıyorlardı. Bu geç ödemenin detayı da şu şekilde; normalde kulüplerin oyuncularla yaptığı anlaşma gereği kulüplerin 30 günlük hukuki bir vade hakkı var. Galatasaray LH ise bu süreyi 60 güne çıkarmış durumda, bütün olayın özeti bu aslında. Gönül ister ki herşey yolunda olsun fakat hepimiz biliyoruz ki bundan 2-3 sene önce aynı sorunlarla uğraşan Olympiakos üstüste iki sene Eurolig şampiyonu oldu ki oyuncular şampiyon olduklarında paralarının yarısını alamamışlardı. Galatasaray'da bazı oyuncular bunu suistimal ettiler. Furkan'a bir NBA kapısı açıldı ve menajerleri ile beraber bu fırsatı değerlendirdiler, belki profesyonel olarak doğru bir karardı ancak oyuncu gelişimi açısından kesinlikle yanlış bir karardı ki zaten bunu da hemen gördük. Çok genç bir uzun olsaydı Furkan, o zaman belki NBA yolu doğru olabilirdi ama tam Avrupa'da performans göstermeye başlamışken bence gitmemeliydi. Kalsaydı bu sezon Eurolig'in yıldız oyuncularından birisi olmaya adaydı, büyük olasılıkla yine ribaundlarda üst sıralarda olacaktı ve hazır olduğunda belki de NBA'e de bir star olarak gidecekti. Şuanda maalesef orada gereken değeri görmüyor, iki dakika üç dakika süreler alabiliyor ve zaten oynadığı takımda iddaalı bir takım değil. Bence menajerlerin yanlış yönlendirmesinin kurbanı oldu. Tabii Furkan'ın gitmesi takımı ne kadar kötü etkilediyse son olarak Arroyo'nun da ayrılması takıma o kadar zarar verdi. Arroyo çok önemli bir profesyonel ve bu konuda haklı olduğu noktalar da olabilir ama benim takımımdaki diğer oyunculardan bir farkı yok Arroyo'nun. Hep beraber tüm oyuncular bir karar alıp yönetime bir 30 gün daha vade vermişlerdi fakat Arroyo bilemediğim bir sebepten dolayı bu kararından vazgeçti. Şuanda Arroyo'nun alacağı 500.000 USD ve 3 aylık bir gecikme yaşandı. Bu Galatasaray kulübünün veremeyeceği bir para değil ki şuanda da bu para hazır zaten ancak bizim bu parayı verebilmemiz için tüm oyuncuların kalan borçlarını da vermemiz gerekliydi. Keşke takımda kalsaydı, oyuncularla birlikte alınmış olan kararda yürüseydi, bence daha da büyürdü. Arroyo Galatasaray'da jübile yapabilirdi.
Raznatovic hem Furkan'ın, hem de sizin menajeriniz. Bu konuda kendisiyle bir görüşme ya da ikna etme şansınız olmadı mı?
Öncelikle Raznatovic benim menajerim değil. BeoBasket hukuki anlamda Avrupa'nın en güçlü menajerlik şirketlerinden olduğu için kontratımı onlara hazırlatmayı tercih ettim. Yoksa ben kulüplerle yaptığım hiçbir anlaşmamı menajerler aracılığıyla yapmıyorum. Ben antrenörlerin menajerlerle anlaşma yapmasının gerekli olmadığını düşünüyorum, bence ihtiyaç yok. Ben Beşiktaş'la anlaşırken de Galatasaray ile de anlaşırken direkt kulüp başkanları ve yöneticilerle görüştüm. Avrupa'da çalıştığım dönemde de direkt Siena başkanı beni bulmuştu, daha sonra anlaşmamı İtalya'daki hukuki şartları bilmediğim için oradaki bir menajerlik firmasına hazırlatmıştım. Türkiye'de Beşiktaş ve Galatasaray ile olan anlaşmalarımı Raznatovic ile yaptım çünkü hukuksal anlamda FIBA nezdinde haklarımı onlar daha iyi biliyorlar. Ama işin pazarlık ve anlaşma kısmında hiç devrede olmadılar. Bu nedenle oyuncuların transferleri olsun ya da takımdan ayrılmaları olsun, benim bu konuda onlarla hiç bir görüşmem olmaz. Ama hepsiyle sohbetim vardır, ararım gerekirse en sert şekilde de konuşurum, menajerler beni pek sevmezler. Çünkü ben hep kulüp haklarını ön planda tutmaya çalışırım. Menajerlerin kendi koçlarını önce takımlara gönderdikleri ve sonra da transferlerde söz sahibi oldukları Türkiye'de de söyleniyor fakat ben buna çok katılamayacağım çünkü şöyle bir baktığımda örneğin Fenerbahçe Ülker'in en iyi oyuncularından biri Emir ve menajerlik firması BeoBasket. Tesadüf bizim takımımızdaki oyuncuların neredeyse tamamının menajerlik şirketleri farklı mesela.
Takımın olumsuzluklara rağmen sergilediği mücadele sanırım yöneticileri de etkiledi. Sezonun geri kalanı için, maddi problemlerin çözülebilmesi adına tekrar bir toplantı yaptınız mı, bir söz aldınız mı yönetimden?
Dün Abdürrahim bey beni de aradı ve oyuncuları bir primle, sözleşmedeki alacaklarının dışında, ödüllendirmek istediklerini belirtti. Ben de küçük bir primin takıma moral vereceği konusunda onlarla hem fikir olduğumu ilettim. Basketbol Galatasaray'da ikinci planda değil kesinlikle, basketbol seviliyor ve değer veriliyor ama kulübün her alanda sıkıntıları var aslında, futbolda da maddi sıkıntılar var. Abdürrahim bey futboldaki bu maddi sıkıntıları bir metodla çevirebiliyor ve şimdi aynı metodu basketbola da uygulayabilir miyiz, onun arayışları içerisindeyiz. Kesin çözüm Galatasaray'da basketbol ekonomisinin oturması olacaktır, şuanda böyle bir ekonomi yok çünkü rakamlar eksiyi gösteriyor sürekli. Bu zararın en büyük nedenlerinden biri geçen sene 5,5 milyon USD olan sponsorluk bedelinin 1,5 milyon USD'ye kadar düşmüş olması, sırf burada 4 milyon USD'lik bir açık var zaten. Maçlardan yeteri kadar hasılat yapamıyorsunuz, kombine satışları çok düşük, ürün satışlarından basketbolda ciddi bir gelir elde edemiyorsunuz. Devlet İDDAA ile spora ciddi anlamda destek oluyor ama bence bu desteğin takımların yatırımlarına göre orantılı olarak artması gerekiyor. Eurolig takımları ile ligimizde mücadele eden herhangi bir takımın İDDAA'dan aldığı katkının aynı olmaması gerekiyor bence. Şunu da söylemem lazım, artık ben sadece teknik adam değilim çünkü herşey seni etkiliyor, oyuncun parasını alamadığı zaman direkt seni de etkiliyor. Diğer konularla da ilgilenmek zorunda kalıyorsunuz bu nedenle. Bugün bahsedilen federasyon gelirleri, ligin isim hakları gelirleri, salon hasılatı, yayın hakları gelirleri bunların hepsini alt alta koyduğunuz zaman bir de federasyona vermiş olduğunuz lisans bedelleri, katılım bedelleri, salon kirası bunları topladığınız zaman borçlu çıkıyorsunuz. Bence basketbol ekonomisinin arttırılması gerekiyor. Yarın bir gün futboldan çektiği gibi Ülker basketboldan da elini çekerse ne olacak, ki Beşiktaş'tan Milangaz'ın elini çekmesi sonucu gördük neler olduğunu ve bütçelerin nasıl düştüğünü. Tabii ki Beşiktaş halen mücadele eden iyi bir takım fakat son yıllarda ligde de Avrupa kupalarında da bir yere kadar gelebiliyorlar. Fenerbahçe Ülker modeli basketbolumuz için çok doğru bir model bunun dışında Royal Halı Gaziantep de güzel bir model. Banvit de güzel bir model fakat Bandırma şehrinin biraz daha sahiplenmesi gerekiyor, şehirle bütünleşmeleri gerekiyor. Kulüplerin doğru yapılanması için bence büyük müesseselerin Antep'te olduğu gibi şehirle bütünleşmeleri en doğru modellerden biri.
Arroyo hakkında “bir bakarsınız uçağa atlar geri gelir” şeklinde bir açıklamanız oldu geçtiğimiz günlerde. Tekrar bir görüşmeniz oldu mu yakın zamanda?
Fenerbahçe Ülker galibiyetinden sonra büyük bir heyecan geldi takıma ve camiaya tekrar ayrıca heyecanın dışında ligde puan sıralamasına baktığımızda 5. sıradayız ama 3 ve 4. takımlara çok yakınız. Geçen sene de biliyorsun ligi 4. tamamlayıp sonrasında finale kadar yükseldik. Zaten kısıtlı bir kadromuz ve Arroyo çok önemli bir oyuncu, böylesine tekrar hareket ile heyecan oluşan bir ortamda ben bir anda onu hayal ettim. O da mutlaka ülkesinde takip ediyordur ve bizim gibi heyecanlanıp tekrar gelebilir diye düşünüyorum. Bu arada zaten sakattı Arroyo yani burada olsa da Fenerbahçe Ülker maçında forma giyemeyecekti büyük bir ihtimalle. “Tamam ben kendimi iyi hissediyorum ve daha önce takımla birlikte aldığımız karar geçerli kalsın” deyip gelse diye hayal ettim. Her şeyden önce iyi bir dostluğumuz var ve maçtan sonra ben kendisine bir mesaj attım; önemli bir maç kazandığımızı, eksik olmamıza rağmen şampiyonluk hedefimizin devam ettiğini belirttim, ayrıca ona bir kırgınlığımızın olmadığını ve her zaman kapımızın açık olduğunu ilettim. Şuana kadar henüz bir cevap almadım ama zaten bir cevap almak için de göndermemiştim, sadece içimden geçenleri onunla paylaştım.
Eurolig'de işler istediğiniz gibi gitmiyor. Geçen seneki gibi bir mucizeye imza atma ihtimaliniz var mı sizce?
Kalan 5 maçı da kazansak yine de çıkma şansımız zor görünüyor ve gerçekçi olmamız lazım. 6 oyuncumuz var şuanda ve bugün antrenmana kaç oyuncu çıkacak bilmiyorum, bazen 5 oluyor bazen gençler katılınca sayı artıyor. Biz 6 kişiliyle her maçı Fenerbahçe Ülker maçı gibi oynayamayız, bu doğa kanununa aykırı… Onun için bizim bu kadroyla hem Eurolig'deki kalan 5 maçın hepsini kazanıp, hem de ligde istediğimiz yere gelmemiz mümkün değil, mantıklı olmamız lazım. Eurolig maçlarını yine tabii ki kazanmak için oynayacağız fakat hiçbir zaman bir Fenerbahçe maçı gibi olmayacaktır, gençlere daha çok fırsat vereceğiz, onlara tecrübe kazandırmaya çalışacağız ve oynayan oyuncuları sakatlıktan korumaya çalışacağız. Bir de şu var, hiç anlayamadığım bir sebepten dolayı Kızıl Yıldız'la bir maç yapıp üzerine daha 48 saat geçmeden Beşiktaş İF ile oynayacağız saat 17:00'de. Eskiden buna anlam verebiliyorduk çünkü diğer takımların da haftaiçi Avrupa maçları oluyordu fakat Beşiktaş artık haftada bir maç yapıyor, apartopar bu maçın oynatılmasına hiç anlam veremiyorum. Ama ben artık bu kavgalardan mücadelelerden sıkıldığım için oynarız diyorum. Cuma gününe de koysalar oynardık veya Kızıl Yıldız maçından hemen sonra “hazır ısınmışsınız, bir de Beşiktaş İF ile oynayın” deseler oynardık yine. Bu şartlar altında ben nasıl Kızıl Yıldız maçına hazırlanayım, bu şekilde olursa Beşiktaş maçına nasıl çıkacağız? Her ne kadar sevmesem de mecburen şuanda lige daha çok konsantre olacağız.
Geçmişteki olaylarla ilgili konuşmayı çok sevmediğinizi biliyorum ama Göktürk ile aranızda yaşanan olaydan sonra yönetim ve sizin ortak kararınızla genç oyuncuyu takıma tekrar alacağınızı açıkladınız. Bu aşamadan sonra ondan beklediğiniz katkıyı alabileceğinizi düşünüyor musunuz?
Aslında ben Göktürk'ü kadro dışı bıraktıktan hemen sonra asistan koçlarımla da konuştum ve oyuncuyu 1 hafta genç takımda takip etmelerini, biraz burnunun sürtmesi gerektiğini ilettim. Çünkü burada A takımda çok iyi oyuncu oldum havasına girdi, esas yapması gereken şeyleri yapmadı. Genç bir oyuncudan en çok beklenen şey savunma yapmasıdır, mücadele etmesidir. Aslında gidip orada 1 hafta çalışıp tekrar gelecekti fakat olay öyle kaotik bir hale geldi ki bu tamamen oyuncunun zararına oldu. Şimdi de ortalık biraz daha duruldu ve biz kimseyi kaybetmek niyetinde değiliz. Bunun içinde genç takımdaki hocalardan rapor istedik, inceledik; orada iyi niyetli bir şekilde çalışmış, gerçi yine savunmasında ciddi bir sıkıntı olduğunu ve aşama kaydedemediğini söylüyorlar. Ama şurada sezonun bitmesine 2-2,5 ay kaldı ve en azından önümüzdeki sezon Galatasaray'da kalıp kalmayacağına karar verebilmek adına ona bir şans daha vereceğiz, onu kazanmaya çalışacağız. Onun da bir genç oyuncu olarak bu konularda aşama kaydetmesi gerekiyor, şayet önümüzdeki yıllarda 1. Lig seviyesinde basketbol yaşantısına devam edebilmek istiyorsa.
Sezon başında yaşanan maddi sorunlar transfer politikanıza da yansıdı. Oyuncu seçimlerinde hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?
Yaptık tabii ki. Sezon başında geçen yılki bütçemizle aynı oranda bir bütçe öngörüldüğü için Sofoklis Schortsanitis'i almayı planlıyorduk ki anlaşma konusunda önemli bir ilerleme de kaydetmiştik. Fakat daha sonra bildiğiniz üzere birden bir duraklama dönemi oldu yazın, o dönemde de bir belirsizlik hakimdi. Markoishvili'yi de aynı dilimde kaçırdık, elimizden ve tutabilirdik aslında. Çünkü bizden istediği ücrete sonrasında Micov ve Pocius'u birlikte aldık. Bu belirsizlik nedeniyle listemizde 1 ve 2. sırada olan oyuncuları elimizden kaçırdık, anlaşamadık. Sonraki dönemde de panik yaptık biraz çünkü özellikle pivot bulmak çok zordu ki biz de elimizde Furkan varken ondan daha iyi daha farklı özelliklere sahip bir pivot bulmaya çalıştık yani havuzu iyice daraltmıştık. O dönemde de Jawai açıkçası bize uygun görünüyordu, Barcelona'daki Jawai ya da geçen sene rahatsızlık yaşamadan önceki performansıyla bize faydalı olabileceğini düşündük. Doktorlarla görüştük, çok geniş çaplı bir araştırma yaptık, asistan koçlarımızı milli takım maçlarına gönderdik ve eskiye döner bir hava içerisindeydi. Ücreti de geçtiğimiz yıllara göre bayağı düşmüştü, 1,5 milyon USD'ye oynayan Jawai ile biz 500.000 USD'ye anlaştık. Yani bir kumar oynadık aslında ve kaybettik. Çünkü Jawai'de özellikle o hastalığından dolayı bir eksiklik kalmıştı, reflekslerinde bir sıkıntı vardı, hep bir adım geride kalıyordu. Biz bunu aslında sezonun başlamasına 1-2 hafta kala anladık hazırlık turnuvalarında ve bu sefer daha da panik yaptık, elimizde bütçe de kalmamıştı. O zaman da takım bulamayan Vougioukas'a gittik ki Yunan oyuncuyla da biz 400.000 USD'ye anlaştık ve onda da çok şanssız çıktık, aradığımızı bulamadık. Ve bu durum bizi çok zedeledi doğal olarak. 3. oyun kurucuya gidelim diye düşündük ki bu bizim için Eurolig maratonunda çok önemliydi ve Nolan Smith'i aldık. Eurolig seviyesi için ucuz bir oyuncuydu, 400.000 USD'ye anlaştık, savunması ile Arroyo ve Ender'e iyi bir backup olur diye aldık. Ancak o da rolünü kabullenemedi, 3.guard olarak katkı vermeyi kabullenemedi. Genç bir oyuncu, disiplinsizlik yaptı, üstüste 2-3 tane hareketi oldu ve göndermek zorunda kaldık. Bugün olsa göndermezdim tabii, 6 kişilik rotasyona büyük katkı sağlardı ama kararımın arkasındayım, bir oyuncu bir hafta içerisinde 3 kere kulüp ve koçu aleyhinde disiplinsiz davranışlar sergiliyorsa bizim dengelerimize uygun değil demektir, bileti kesilir. Maric ise tamamen mecburiyetten yapılan bir transferdi. Önce Javtokas ve Bonsu'ya gittik ancak Javtokas astronomik bir rakam istediği için vazgeçtik, Bonsu da geçtiğimiz yıllarda maddi anlamda kulüp ile yaşadığı sorunlardan dolayı gelmek istemedi. Hatta şuanda NBA'de ön planda olan Hassan Whiteside ile de ilgilendik o dönemde ancak o da Çin'e gitti. Biz de elimizdeki bütçe oranında tecrübeli bir oyuncuya gidelim dedik ve bu nedenle Maric transferi gerçekleşti. İyiki de opsiyonlu sözleşme yapmışız ve fazla zarar etmeden kontrattan çıkmış olduk.
Şuanda kadroda yaşanan darlığın elbette maddi manevi birçok sebebi var ancak sezon içerisinde genç oyunculara daha çok fırsat vermediğiniz için pişman olduğunuz oldu mu hiç?
Vallaha versinlar bana Cedi'yi, Furkan'ı, Emircan'ı seve seve oynatırım. Furkan'ın yaşına göre yaptıkları ayrı ve özel bir durum ama Ege, Egemen vb oyuncular henüz genç takım seviyesinde oyuncular, daha iki sene ümit seviyesinde oynayacaklar. Örneğin Cedi ümit takım oyuncusu ve bu dönemlerde bir iki yaş oyuncu için çok önemli, çok farkediyor. Senin Fenerbahçe Ülker gibi çok geniş bir kadron olur ve maçları rahat kazanabilirsin, o zaman genç oyuncuları da sahaya sokup sürebilirsin. Bizim bu sene oynadığımız maçlara bakın, kazandığımız maçlarda da kaybettiğimiz maçlarda da farklar hep 2-3 sayı oldu ligde, kafa kafaya gitti ve hal böyle olunca da o riski alamıyorsun. Ayrıca Ege Galatasaray'ın genç takımında da bir yıldız değil zaten, tamamlayıcı bir oyuncu, görev adamı. İleride inşallah iyi bir yere gelecek ama şuanda maçlarımızın böyle başabaş geçtiği bir ortamda oyuna girip Cedi gibi Emircan gibi Furkan gibi girip performans göstermesini beklemek yanlış olur. Diğer takımlarda bir sürü genç oyuncu oynatıldığı söyleniyor fakat örnekleri nerede? Fenerbahçe Ülker'in 8 yabancısı var ve çoğu zaman bırakın genç oyuncuları, Serhat ile Melih bile süre alamıyorlar. Kenan dönem dönem süre alıyor ki o da genç takımlarda MVP olmuş özel bir oyuncu. Bana göre bu seviyelerde genç oyuncunun yer alması çok zordur. Bu konu benim için hassas bir konu; şuanda benim takımımda bu seviyede bir oyuncu olmadığı için ben oynatamıyorum fakat geçmişte benim yönettiğim Efes Pilsen'den Hidayet 18 yaşında 35 dakikalarda süre alarak oynadı ve NBA'e gitti, Mirsad aynı şekilde genç yaşında benim takımımda süre aldı NBA'e gitti, Oğuz Savaş'ı henüz 17 yaşındayken Ülkerspor'da A takıma aldım ve o sene Eurolig'de 20 dakikalarda süreler verdim. Ben her zaman için gençlere şans vermesini seven bir insanım, Beşiktaş'tayken de Kartal'ı 16 yaşında olmasına rağmen takımın 6.oyuncusu olarak kullanmıştım, keza Barış Hersek de genç bir oyuncuydu fakat takımın değerli parçalarından biriydi. Keşke elimde olsa da genç, dinamik ve aç oyuncularla oynasam fakat oynadığımız seviyede kalite de çok önemli.
Eurolig sahnesinde en iyi beşinizi sayar mısınız?
Spanoulis, Fernandez, Perperoglou, Nemanja Bjelica, Tomic.
Sahada rakibiniz olarak görmekten en çok keyif olduğunuz koç kim?
Ettore Messina.
Yeni yabancı kuralıyla ilgili bir çok kez fikrinizi beyan ettiniz fakat benim merak ettiğim VTB Ligi'ne genç oyunculardan kurulu bir takım ile katılma projeniz vardı, o konuda neden bir gelişme kaydedilemedi, engeller mi çıktı? Genç oyuncular hakkında farklı projeleriniz var mı?
Zor bir projeydi, geçen sene milli takımı antrenörlüğüne başladığım ilk dönemde iletmiştim federasyona. Ama ben aynı zamanda kulüp takımı çalıştırdığım için genç oyuncularla ilgili projelere vakit ayırma şansım olmuyor maalesef. Benim görevim yaz döneminde en iyi oyuncuları seçerek takımı oluşturmak, bu oyuncuları turnuvalara en iyi şekilde hazırlamak ve tunuvada en iyi sonuçları elde edebilmek için elimden geleni yapmak. Bunun dışındaki stratejik çalışmalara katılamıyorum. Şimdilik uygulaması yapılamadı ama belki ileride yapılabilir. Ben orta seviyedeki genç oyuncuların milli takım yelpazesini geliştirebilmesi adına Anadolu takımlarında oynaması gerektiğini düşünüyorum. Fakat şuanda gelinen noktada tüm takımlarda 6 yabancı ve 1 tane de devşirme var neredeyse ve basketbol camiasının içerisinde kime sorsak seçecekleri milli takımla benim seçimim aynı olacaktır. Çünkü geniş bir havuz yok, oyuncular ligde yer alamıyorlar. Yeni yabancı kuralı özellikle Avrupa'da mücadele eden takımlarımız için bence çok iyi oldu, kulüp takımı antrenörü kimliğimle destekliyorum fakat milli takım antrenörü kimliğimle de karşısındayım.
Ligimizde 16 takımdan sadece 7 takımın başında bir Türk koç var. Siz yurtdışında görev yapmış ve bir çok başarıya imza atmış bir koç olarak Türk koçların yurtdışında görev alamamasını ve nedenlerini nasıl yorumluyorsunuz?
Şuanda basketbolda Türkiye'de suni bir ekonomi var, para şuanda Türkiye'de. Bütün menajerlerin ve koçların gözü Türkiye'de. Burada da görev biraz kulüplere düşüyor, federasyon yabancı koçları yasakladım diyemez sonuçta. Kulüplerin tercihi aslında şuanki durum, Türkiye'de çok kaliteli koçlar var sonuçta. Benim yardımcı antrenörüm Yağızer Uluğ var, çıkıp Obradovic'e karşı takım yönetebiliyor, Burak Gören, Ozan Bulkaz, Ufuk Sarıca var genç koçlar arasında. Bunun dışında Orhun Ene takım çalıştırmıyor, Hakan Demir takım çalıştırmıyor fakat bakıyorsun bir sürü orta seviyede yabancı koç ülkemizde takım çalıştırıyor. Belki de federasyonun yapması gereken 1. yardımcı koçların Türk olması kuralını getirmek olabilir. Ben bunu yaşadım, Siena ile anlaştığımda yardımcı antrenörüm Gökhan Taştimur'u götürmek istedim ama İtalya Federasyonu lisans çıkarmadı antrenörlerini korumak için yaptılar, sadece antremanlarda görev alabildi ki o dönem bu sebeple benim yardımcılığıma başlayan Piangiani şuanda İtalya milli takımının koçu. Ben de şuanda koç olarak Rusya'ya gitsem tüm ekibimle beraber gitmek isterim, aynı lisanı konuşmanız, birbirinizi tanımanız büyük avantaj çünkü. Nasıl oyuncularla ilgili bir koruma sınırlama var bunun koçlar için de yapılması lazım. Şuanda tüm takımı yabancı oyuncularla dolduramazsınız bir kural var ama isterseniz tüm teknik ekibi yabancı seçebiliyorsunuz, değişmesi gerekiyor…
Milli takımı gençleştireceğinizi bir çok kez dile getirdiniz. Peki Eurobasket 2015'de radikal değişiklikler olacak mı yoksa kademeli bir geçiş mi planlıyorsunuz?
Tabii ki genç milli takımı komple çıkarıp A takıma koymayacağız ancak artık yaşı ilerleyen Kerem Tunçeri ve Kerem Gönlüm gibi oyuncuları her ne kadar formda ve iyi bir performans sergiliyor olsalar da kadroya almayacağız, gençlere şans vereceğiz. Tüm bunları yaparken en iyi kadroyu kurmaya çalışacağız çünkü benim bir koç olarak Türkiye'yi ilk defa olimpiyatlara götürebilmek için bir hedefim var ve madalya için sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Emir'in iyi bir oyuncu olduğunu kabul ediyorum ama son jenerasyonlarda basketbolumuz etkili bir hücum silahı yetiştiremedi. Bu nedenle bence hücum gücü yüksek,skorer bir oyuncunun devşirilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?
Bu konuda kararımız net. Emir tarzında, çok yönlü oyuncuları seviyorum, 1-2-3-4 pozisyonunda oynayabiliyor ve Dünya Şampiyonası'nda da gayet iyi bir performans sergiledi, takımla uyum içerisindeydi. Bir yabancı oyuncu gibi olmadığını, bizden biri olduğunu düşünüyorum. Ben milli takımlarda aslında prensip olarak devşirmeye karşıyım fakat rakiplerimiz bu haklarını kullanıyor, biz de kullanmalıyız.
Henüz erken biliyorum ama en azından fikirlerini almak adına Enes, Ömer ve Ersan ile görüştünüz mü yakın zamanda, sakatlıkları olmazsa milli formayı kesin giyecekler mi?
Barbaros Aktaş 1 haftadır Amerika'da ve hepsiyle görüşüyor, tüm oyuncularımız milli takımda oynamak istediklerini dile getirmişler, inşallah Temmuz ayında da bu fikirleri değişmez.
Ergin Ataman olarak Galatasaray'la bir gönül bağınız olduğunu biliyoruz ancak kariyerinizin zirvesinde bulunduğunuz bu yıllarda daha iyi şartların bulunduğu başka bir takıma gitmeyi hiç düşünmediniz mi? Kulüpteki bu gidişatla kısa vadede Final Four hedefiniz var mı?
Galatasaray'a 3 yıllık bir proje için geldim ve ilk iki yılı muhteşem geçti. Bu sene ise ekonomik problemlerden dolayı istemediğimiz bir ortam oldu, duraklama oldu diyebiliriz. Ama sonuçta taraftarın müthiş bir sevgisi var, kulübün bir iyi niyeti var, basketbolun Galatasaray'da ne kadar önemli olduğunu da herkese gösterdik. Ben de kulüpte bir sembolüm şuanda ve bu tür projelerde lider olmak, sembol olmak en az teknik anlamda gelen başarı kadar beni mutlu eden, hoşuma giden bir durum. Teknik anlamdaki zirvenin dışında bu anlamda da zirvede olduğumu düşünüyorum Galatasaray'da. İnşallah bu şartları düzeltecek bir ortam kurulur ve yeni bir 3 yıllık projeyi daha birlikte yaparız. Ama Galatasaray yönetimi şuanda yeni bir proje yapabilecek durumda değiliz ve küçülmeyi düşünüyoruz derse o zaman biz de başımızın çaresine bakarız tabii ki. Yani hedefsiz bir takımda Ergin Ataman'ın işi olmaz. Bu arada hedefin olabilmesi için illa 10-15 milyon USD'lik bir bütçe olmasına da gerek yok, biz Beşiktaş'ta 7 milyon USD'lik bir takımla 3 kupayı birden aldık. Onun için rasyonel, mantıklı, düzgün işleyen bir proje olursa o projeye liderlik etmekten mutluluk duyarım.