Basketbolumuzun takip ettiği seyir,
dalgalarla boğuşan bir tekne gibi.
Burun dipte, kıç havada..
Kıç havada , burun dipte.
Böylesine keskin sallantılarda,
tekne ortadan ikiye ayrılır.
Fenerbahçe teknesinde, yelkenler,
yırtık, pırtık.
Beşiktaş’ta orta direk kırılmış.
Efes’e gelince, tekne su almaya başladı.
Acilen filikaları denize indirmek gerekir.
Kovaları kim kapacaksa, kapsın başlasın çalışmaya.
Ufukta kara gözükmüyor.
Önce Cebelitarık’ı geçmek lazım, Manş denizine ulaşmak için.
Sonra da “Big Ben” saatine bakarak, ayarlamak kolundaki saatini.
Bir maç olmasın ki, kavga dövüş eksik olsun.
Bu ne rezalet beyler!
Yeterrrr! Artık bir son verin bu vahşete.
Gözü dönmüş fanatik seyirciler, “Misilleme adı altında” çoluk- çoçuk,
genç- yaşlı demeden saldırıyor birbirlerine.
Kimse o birilerini, birileri durdursun artık.
Salonlara bu görüntüler yakışmıyor.
Birisi senin boğazını keseriz resmiyle pankart acıyor.
Diğeri aylarca sosyal medyada nasıl cevap verebiliriz diye örgütleniyor.
Son numaramız, Madrid’te sergileniyor. Üç sıfır yenilmişsin! Maçtan
sonra olay çıkartıyorsun sokaklarda.
Başka bir sivri akıllı, “Havai fişeği” helikopter yapıp atmaya çalışıyor ,
Şükrü Saraçoğlu tribünlerinin üstünden..
Öte yanda, egosu tavan yapmış üç (3) “Basketbol Tellalı” Alain Digbeu’ ya
Türkçe dersi verirken, Alain de bize İngilizce dersi veriyor.
Allah herkese akıl fikir ihsan eylesin.




