Son 14 yıl içinde 2013'de düzenlenen ve 7 ülkenin katıldığı Akdeniz oyunlarını saymazsak; yalnızca ülkemizin ev sahipliği yaptığı 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası ve 2010 Dünya Kupası'nda oynanan finallerde kürsüye çıkmışız.
Son Avrupa Şampiyonası'na 2009 yılında katılan Milli Takımımız 16 takım arasında 8. olmuştu. Çeyrek finalde Yunanistan'a bir basketle, 7-8 maçında ise Rusya'ya farklı kaybetmiştik.
Federasyonun yabancı kuralındaki değişikliği sonrasında bir sezon geride kaldı ve bu şampiyona, birçok değişiklik geçirmiş Milli Takım'ın, karşılaşacağı zor bir tablo haline geldi.
Şüphesiz en büyük dezavantajlarımızdan bir tanesi, 6 yabancı kuralıyla beraber, kendi takımlarında başrolde oynayan ve karar anında gidişatı belirleyecek oyuncuların çok sınırlı olması. İlk iki sıraya Bobby ve Sinan'ı koyarız belki ama kadronun geri kalanında, kendi takımının A planında olan oyuncu neredeyse yok.
İkinci dezavantajımız ise, bundan önceki Milli Takım kalıplarında guard pozisyonunda, daha çok takımını oynatmayı düşünen beyinlerle oynadık. (Kerem, Ender, Barış Ermiş, Engin Atsür ,Hakan Demirel.)
Şu ansa durum bambaşka. Yeni devşirmemiz Ali Muhammed, atarak varolan bir oyuncu. Bobby'nin nasıl bir yüzdeyle atacağı ve takımı ile sahadaki beraberliği kilit detay. Bu değişimin de küçük olduğunu söylememiz çok zor.
Son yıllarda sempatisini kaybetmeye başlayan Milli Takımımız; alınan başarısız sonuçların ardından kabahati birbirinde arayan takım modelinden çıkmalı.
Son topa kadar savaşan, birbiri için oynayan, takımın açığını kapatan, her top için yere atlayan, kısacası göstereceği ruh ve mücadele ile herkesi yeniden aynı çatı altında toplayan misyona sahip bir Milli Takım olmalı.
Bu misyonu elde etmek, turnuvada madalya kazanmak kadar zor ama bir o kadar da değerli. Umarım oyuncular ve staff önce bunu başarır.
Grubumuz zorlu. 6 takım arasından ilk 4 içinde yer kapmamız şart ve bitirebildiğimiz kadar yukarıda bitirmeliyiz ki, son şampiyon Fransa son 16'daki eşleşmemiz olmasın.
Rusya-Bosna Hersek-Fransa- Finladiya-Polonya ve İsrail'in olduğu A Grubu'nu Fransa lider bitirmez ise büyük süpriz olur.
Bizim grubumuzda ise Sırbistan ve İspanya'yı bir kenara koyarsak İtalya, Almanya ve İzlanda sıralamada altımıza alabileceğimiz takımlar.
Ama grupta kendimizi ilk 4'ün içine atmamız kolay olmayabilir. İlk gün oynayacağımız İtalya maçı neredeyse 5 maçlık gruptaki erken final. Açılış maçında alacağımız İtalya galibiyeti hem puan hem de moralli başlangıç için önemli.
Şu ana kadar hazırlık döneminde karamsarlaştığımız dakikalar olduğu gibi, gözümüzün parladığı anlar da oldu. Çok tecrübeye ve lüks bir donanıma sahip değiliz belki ama bu bir takım oyunu. Bu turnuvada tek bir şansımız var ve belki ikinci şansımız hiç olmayacak; o da TAKIM olmak. Kemik gibi müdafaa yapıp koşmak ve bulabildiğimiz kadar fast-break sayısı bulmak. Çünkü yarı saha hücumda, özellikle tempomuz düştüğü zaman skor opsiyonumuz iyice azalıyor.
Sinan'ın geçirdiği ufak operasyonun izleri biraz sürse de Bobby ile beraber ilk opsiyonumuz. Melih ve Furkan'ın özgüven ve form olarak eksiği yok ama seviye çok yüksek olacak. İçeride Semih'in kötü oynama lüksü yok. Ersan'ın ise kariyerindeki en istikrarlı turnuvayı oynaması lazım. Kartal, Göksenin, Kenan ve Birkan'ın ortak en büyük özelliği enerjik olmaları, kadroda kim yer alırsa “enerji” anlamında takımını sürüklemesi gerekecek.
Kimin kadroya girmesi gerektiğini veya ilk beşimiz nasıl olsun diye sorarsanız; Ergin Ataman, Ufuk Sarıca ve Haluk Yıldırım'ın en doğru kararı vereceğine eminim derim.
Göstereceği mücadele ve takım ruhuyla yeniden herkesin sempatisini kazanan, beraber oynamanın keyfini bize kadar ulaştıran bir Milli Takım olsun bu turnuvada.
Berlin'de görüşmek üzere..
TUFAN ERSÖZ – Lig TV yorumcusu



