Anadolu Efes’in Real Madrid’le oynayacağı zorlu maç için İspanya’nın başkentine hareket etmiştik geçen hafta bugünlerde…
Takımla beraber o havayı koklamak, idmandaki sertliği gözlemlemek ve oluşturulmaya çalışılan kimyanın ne boyuta geldiğini görmek açısından kaçırılmaz bir fırsattı bu.
Maçtan önceki idmanlar her zaman zorlu karşılaşmalar öncesi olumlu mesajlar verir. Ben, Efes’in Caja Magica’da yaptığı antrenmanda sertliğin dozunun fena olmadığını, Ufuk Sarıca’nın takıma ciddi uyarılar yaptığını, alınacak önlemlerin uygulanması adına takıma birkaç kez ceza koşuları bile verildiğini gözlemlemiştim.
Açıkcası ‘anlayabildiğim kadarıyla’ verimli geçen bu antrenmanın ardından Efes’in Real Madrid maçını Milano temposunda oynayıp sahadan galibiyet ya da en azından ufak bir farkla mağlup ayrılabileceğini düşünmüştüm.
Ama maç başladığı zaman gözlemlerimin yanlış çıktığını hissederek üzüldüm. Efes yumuşaktı, Efes tempoyu elinde tutamıyordu, Efes bire bir savunmada yeniliyor adamını kaçırıyordu… Hal böyle olunca daha ilk çeyrekte üstünlüğü ele alan Real Madrid giderek farka koştu. Her ne kadar son çeyrekte Ersan-Savanovic hamlesiyle rakibi şaşırtan Efes farkı eritmeyi başarsa da girmeyen fauller, kaçan boş şutlar ve Rudy faktörüyle sahadan 20 sayıyla mağlup ayrıldı.
Ancak Batista’nın maç sonu yaptığı açıklama açıkçası beni biraz endişeye sevketti. Acaba Efes ‘başarılı olma’ baskısını içinde hissediyor mu? Uruguaylı pivotun, “Final Four’un İstanbul’da düzenlenmesinin baskısını hissediyoruz. Ama bununla yaşamalıyız” sözlerinin ardından gözlerimin önüne Sasha Vujacic geldi. Sloven oyuncu, takım maça hareket etmeden önce kulaklığını takıp otelin dışına çıktı. Bir köşede oturup kendisiyle baş başa kaldı. Belki maçı düşündü, belki kendini dinlemek istedi. Kim bilir? Ama baskı ve eleştirilerse başa çıktığı o zaman onun yapması gereken tek bir şey var; son çeyrekte gibi oynamak… Boş şut gelmiyorsa potaya gitmeli, pozisyon yaratmalı, faul aldırmalı, takımını rahatlatmalı. İşte o zaman Vujacic de ‘mental olarak’ rahatlayacak ve Efes baskıyı üzerinden kısa sürede atacak. Aynı şeyleri Ilievski için de söylemek mümkün; ama o ayrı bir yazı konusu olsun…
* Fanatikbasket'ten alınmıştır.



