Fenerbahçe Tarfin, evinde üst üste kazandığı 3 maçın ardından sezonun ilk deplasman mücadelesini belki de ‘en zor’ olanında, Atina’da Panathinaikos’a karşı farklı kaybetti.
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var… Daha yüksek motivasyonla sahada olan, daha kararlı ve daha agresif taraf ev sahibi Panathinaikos’tu. Bunda illaki iki takım arasında Atina’da oynanan geçen yılki mücadelede Baldwin’in son saniye basketiyle Fenerbahçe’nin kazandığı maçın ve sonundaki saha içi olayların da etkisi vardır elbet… Sarı-Lacivertli oyuncular – ki bir çoğu da takıma yeni katıldı – buna reaksiyon verme noktasında maç boyunca eksik kaldılar.
Kazandığı ilk 3 maçta oyun kalitesi çok iyi olmasa da, savunma sertliği açısından ‘bilindik’ seviyeyi yakaladığında sahada istediğini alabilmişti Kanarya… Ancak dünkü oyunda o seviyenin çok altında kaldı Sarı-Lacivertliler… İlk 3 maçta rakiplerini 70 sayıda tutan Fenerbahçe, Panathinaikos’a bunun 20 sayı fazlasını üretme fırsatı verdi.
Dünkü maçın sezonun kalanına dair önemli bir veri olabileceğini, bazı zaafları, eksikleri daha net görmemize fırsat sağlayabileceğini söylemiştik. Öyle de oldu. Görünen en belirgin sıkıntı, iki pota altında da ‘caydırıcılık’ noktasındaydı. Geçen sezonu sakalıkla neredeyse hiç oynamadan geçiren Lessort, bu anlamda fark yaratan isim oldu. Fransız uzun, özellikle Bingham ile eşleştiğinde fiziksel avantajını hem hücum hem de savunmada hissettirdi. Nigel Hayes Davis, ilk kez forma giydiği eski takımına karşı ‘ekstra’ motivasyonla sahadaydı. O da maçın kırılma anlarında skor üretimine ‘can yakan’ katkı sağladı. Üçüncü çeyreğin sonlarına doğru Rogkavopoulos’un bulduğu üçlükle fark 15 sayıya çıktıktan sonra da Fenerbahçe, doğasında olmadık şekilde yenilgiyi kabullenmiş bir görüntüdeydi.
Baldwin, Horton Tucker ve Shields’ın 0/12 ile 3 sayı çizgisinin gerisinden ‘karavana’ attığı, Forrest’ın direksiyonda ‘yavan’ kaldığı gecede OAKA’dan çok da farklı bir sonuş çıkmasını beklemek de olası değildi zaten…
Braxton Key dışında 40 dakikalık oyunda Fenerbahçe açısından pozitif etki yaratan tek oyuncu yoktu. Coach Saras’ın da Melli 4 faule yükseldikten sonra O’nu kenara almadan sahada tutmasından, kısa sürede 5 faul alıp kenara gelmesine izin vermesi, uzun savunmasında böylesine aksarken, Silva’yı fark 20’ye tırmanana kadar hiç düşünmemesi, yine şutörler felaket günündeyken Juzang’ı fark 20’ye çıktıktan sonra sahaya sürmesi, yenilgiye dair bir ‘kaygı’ yaşamadığının en güzel göstergesiydi bence… Juzang’in 8,5 dakika 4/5 saha içi isabetle 10 sayı üretmesi, ister istemez akıllara ‘niye daha önce sahaya sürülmedi’ sorusunu da beraberinde getirdi. Anlaşılan o ki Saras, hele de sezon başında taşlar yerine oturmamışken böyle bir yenilgiyi sorun etmiyor… Haklı mı, haklı… Doğrusu da bu… Zaten maç sonunda ‘bu maçtan çıkarmamız gereken çok ders var’ sözleriyle eksiklere ve olumsuzluklara vurgu yapması da çok normal… Evet, daha katl edilmesi gereken çok yol var… Ama bu takımın 9 yeni oyuncu ile yola çıktığını da unutmamak gerekiyor. Bu gibi maçlar, yenilgiler, daha iyiye doğru yol alabilmek için bazen ‘yol gösterici’ de olabiliyor…




