Darüşşafaka Basketbol'un yeni transferi Micheal Eric Redbull'a açıklamalarda bulundu.
Yaz aylarında Scottie Wilbekin dışındaki tüm yabancı oyuncularıyla vedalaşan yeşil-siyahlılar, bu oyuncular yerine yaş ortalamaları 26 olan altı yeni isimle anlaştı. Volkswagen Arena müdavimleriyle 2017-18 sezonunda tanışacak isimlerden biri de Nijeryalı Micheal Eric… Geçtiğimiz sezon İspanya Ligi’nde Bilbao Basket formasıyla 9.7 sayı, 5.4 ribaund ve 0.8 blok ortalamaları yakalayan Eric’ten, David Blatt’in çember savunmasının direği olması bekleniyor.
RÖPORTAJ:
Nijerya’dan ABD’ye taşınma kararımın ardından, beni basketbola yakınlaştıran isimlerden biriydi Koç Hardnett. Oyunumun gelişiminde çok büyük katkısı oldu, karakterimde de kalıcı izler bıraktı. Huzur içinde uyu, Koca Adam!
Amerika’da okuyan ağabeyinin yanına gelirken, böylesine başarılı bir basketbol kariyerine sahip olacağını hayal eder miydin? Bildiğim kadarıyla basketbol topunu eline ilk kez lisedeyken alıyorsun…
Evet, basketbol topuyla çok geç tanıştım. 16 yaşındayken basketbol oynamaya başladım. Öyle tahmin ediyorum ki, 17 yaşına geldiğimde de oyundan gerçekten keyif almaya başlamıştım. Sahada olan biteni anlamam için de biraz zaman gerekmişti. Sonra blok yapmanın ya da iyi bir smaç vurmanın hazzını yaşadıkça bu oyuna sarılmaya başladım. Ama ABD’ye gelmeden önce daha ziyade futbol oynamakla meşguldüm. Babam [Joe Erico] eski bir kaleciydi ve ben çocukken de önemli takımlarda antrenörlük yapıyordu. Bir gün onun gibi olmak istiyordum. Bu herkes için böyledir sanırım, her oğlan çocuğu bir gün babası gibi olmayı düşler. Ama benim için işler yolunda gitmedi, çünkü gereğinden fazla uzamıştım.
Hakeem, Nijerya’da basketbolcu olmak isteyen çocukların idolüydü. Bense küçükken futbolcuydum, kahramanlarım da Jay Jay Okocha ve Nwankwo Kanu’ydu.
Micheal Eric
Kalecilikten söz etmişken, hikâyenin Nijerya’dan yetişen bir başka basketbol yıldızı Hakeem Olajuwon’la da paralellikler taşıdığını söyleyebiliriz. Çocukluğunda idollerinden biri de o muydu?
Elbette The Dream’e büyük saygı duyuyordum ama işin şöyle komik bir yanı var: Hakeem, Nijerya’da basketbolcu olmak isteyen çocukların idolüydü. Bense küçükken futbolcuydum, kahramanlarım da Jay Jay Okocha ve Nwankwo Kanu’ydu. Babamın aksine hücum oyuncusu olmak istiyordum ben! Ama boyum uzadıkça, oyun benim için fazla süratli bir hal almaya başladı. Yine de futbol oynayarak geçen çocukluğumdan, yeşil sahadaki günlerimden büyük keyif aldığımı söylemeliyim.
Benim çocukluk kahramanlarımdan biri de Daniel Amokachi’ydi aslında. 1996 Atlanta’da Olimpiyat altını alan, daha sonra 1998 Dünya Kupası’nda boy gösteren o takım Türkiye’de de sempatiyle takip edilirdi…
Amokachi’yi ben de çok severdim. Ayrıcalıklı bir çocuktum, çünkü babam sayesinde bu isimlerin hepsiyle tanışma şansı yakalamıştım. 1994’te ABD’deki Dünya Kupası’na gitmeden önce Nijerya milli takımı hazırlık kampı için toplandığında, antrenörlerden biri olan babam beni kahramanlarımla tanıştırmıştı. Daha altı yaşındaydım. O gün o oyuncuları yakından görünce hayranlığım katlanmıştı. Sonrasında Okocha, Amokachi, Okechukwu gibi isimlerin Türkiye’de de izler bıraktığını biliyorum.
Eğer takımda herkes aynı amaç etrafında birleşirse ve bireysel hedefleri için endişelenmeyi bırakırsa, orada özel şeylerin olması kaçınılmazdır.
Micheal Eric
Evet, biz Okechukwu’ya Uche demeyi tercih ederdik ama burada derin izler bıraktığı kesin. Doksanların Türkiye televizyonlarında Uche’nin yeri hakkında röportaj sonrasında sana söyleyeceklerim var ama yeniden basketbola dönelim… JaJuan Johnson’la birlikte bu kadrodaki en deneyimli oyuncusun. Önceki takımlarına göre, buradaki genç ve potansiyelli oyuncu grubunu nasıl değerlendiriyorsun? Her oyuncu, patlama yapmak için bir şans bulacak gibi görünüyor.
Kesinlikle, hem de her oyuncu. Galatasaray Odeabank’la yaptığımız hazırlık maçında da bu böyleydi, her oyuncu sahaya girdi ve oyuna etki yaptı. Bizim takımımızda hiçbir zaman bir oyuncunun 30-40 sayı attığını görmeyeceksiniz. Takım bu şekilde kurulmadı, antrenmanlarda da bu tür bir senaryoya göre hareket etmiyoruz. Hücumda ve savunmada görev tanımları dengeli bir biçimde dağıtılmış durumda, herkes üzerine düşeni yapıyor. Böyle oynamaya devam edersek, burada çok özel bir şey ortaya çıkarabileceğimizi düşünüyorum. Daha önce buna benzer deneyimlerim oldu. Eğer takımda herkes aynı amaç etrafında birleşirse ve bireysel hedefleri için endişelenmeyi bırakırsa, orada özel şeylerin olması kaçınılmazdır. Örneğin kolej yıllarımda Temple Üniversitesi’yle bu sayede üç sene üst üste Atlantic 10 Konferansı’nın şampiyonu olmuştuk.
Orada yeni takım arkadaşlarından Will Cummings’le de bir sezon birlikte oynamıştınız, öyle değil mi? O günlerden buraya taşıdığınız eski alışkanlıklar olacak mı?
O kampüse geldiğinde, ben son sınıf öğrencisiydim. Will hâlâ küçük kardeşim gibidir ama daha İstanbul’a geldiğimiz ilk gün kendisine söyledim: Burada ona bir profesyonel gibi davranacağım. Bir hata yaptığında ona bunun sorumluluğunu taşıması gerektiğini hatırlatacağım, iyi şeyler yaptığında da ‘aferin’ diyeceğim. Ama sizin için Temple günlerinden kalma birkaç numaramız olabilir tabii…
Temple kariyerinin son iki sezonunda sağ diz kapağından iki şanssız sakatlık geçirmiştin. Kariyerini tehdit edebilecek ölçekte sakatlıklardı bunlar. Tam da basketbolu sevmeye başlamışken, geleceğe dair belirsizliklerle geçen o günlerin üstesinden nasıl geldin?
Aslında yaşım ilerledikçe bu sakatlıkları “kötü talih” olarak kodlamamaya başladım. Artık meseleyi “kendimi düzeltmek için bir fırsat” olarak görüyorum ve minnet duyuyorum. Çünkü o günlerde vücuduma doğru davranmıyordum. Profesyonel olmayı hedefleyen bir basketbolcuydum ama sahada bir futbolcu gibi hareket ediyordum, dolayısıyla da bedenime zarar veriyordum. 2.10’luk cüsseme bakmayıp ani yön değişiklikleri yapmaya çalışıyordum. Ya da şöyle söyleyeyim: O günlerde sabah uyandığımda bedenime “Hadi çıkıp basket oynayalım” derdim. İki diz ameliyatından sonra, artık onunla konuştuğumda “Hadi uyanalım, biraz ağırlık kaldıralım, güçlenelim, kendimize bir ayar çekelim, ısınma hareketlerini tamamlayıp sahaya çıkalım ve basketbol oynayalım” diyorum. Bu diyalog sayesinde bedenimi artık daha iyi tanıyorum. Beş yıldır da tamamen sağlıklıyım.
Seni Darüşşafaka Basketbol’a getiren faktörler içinde burada David Blatt’le çalışma şansı bulacak olman ne kadar yer kaplıyordu?
Çok. Yazın beni aradığında aslında hâlâ bir NBA takımının kadrosuna girme umudu taşıyordum, bazı takımların kadro tartışmalarında ismimin geçtiğini biliyordum. Koç Blatt bana “Türkiye’de oynama fikrine nasıl bakarsın?” diye sorduğunda bir karar vermem gerektiğini anladım. Sonunda da buraya geldiğim için çok mutluyum.
Buraya gelmeden önce de iletişim halinde miydiniz peki?
Pek sayılmaz. Ama çok sayıda ortak arkadaşımız vardı: Cavaliers’ın eski genel menajeri David Griffin gibi, bu yaz onun yerini alan Koby Altman gibi. Aralarında benim sahada yaptıklarım hakkında da konuştuklarını tahmin ediyorum, bunun da beni planlarına dâhil etmesinde bir etkisi olabilir ama tam olarak bilemem tabii.
KAYNAK: REDBULL / CEM PEKDOĞRU





