Efes Pilsen ile Fenerbahçe Ülker arasındaki solukları kesen 40 dakika, kalitesi de gerilimi de tavan yapan tam bir Euroleague finali gibiydi.
Fenerbahçe Ülker'in oyunun her anında sakin kalmayı başarması ve hemen her hücumunda sayıya gidebilecek en iyi çözümü üretebilme yetisi Sarı-Lacivertliler'in sahip olduğu diğer tüm artıların ötesinde dünkü müthiş derbiyi kazanmasını sağlayan en önemli faktörlerdi.
Maçın başındaki Tomas bazlı 21-4'lük başlangıç Fenerbahçe adına bu tip maçlarda korunması zor ve strese yol açabilecek bir avantajdı. Efes tam saha presiyle de bu olağan dışı fark bir çırpıda eriyip gitti. Ancak püf noktası, bu seriyi eritirken Efes'in uzun metrajlı tam saha presle sahaya koyduğu olağanüstü enerji kaybıydı. Rakocevic'in sakatlanması ise tükenen enerjinin tuzu biberi oldu. Lacivert-Beyazlılar buna karşın soğukkanlı ve sahada ne yaptığını çok iyi bilen güçlü rakibine karşı insanüstü bir çabayla geri dönüşü sağladı sağlamasına… Ama kritik anlarda kaybetme tehlikesinin yarattığı aşırı baskının getirisi olan teknik faullerle kendi sonlarını kendileri hazırladılar; stresi kaldıramadılar…
İşin özeti takım olma özelliğiyle bir kez daha sivrilen, özgüveniyle izleyenlere “kazanacağım” mesajı veren Fenerbahçe normal sezonun ardından sadece 4 maç sonunda finale sıçrayan taraf oldu. Fenerbahçeli meslekdaşları kadar sahaya yüreklerini koyan Efes Pilsenli oyuncular da bu maçta en az rakipleri kadar övgüyü hak ettiler. Ancak Efes'in de artık Vidmar, Mirsad, Engin, Kinsey gibi 4 asından yoksun rakibine karşı tek galibiyet alamadan sezonu kapamasının ardındaki yanlışları masaya yatırmasının zamanı geldi, geçiyor. Bir “erken final” onlar için bu kadar kısa sürmemeliydi.




