Tofaş'ın ve alt yapı milli takımlarımızın başarılı oyuncusu Kenan Sipahi, geçmişte yaşadıklarını ve gelecek hedeflerini Türkiye Basketbol Federasyonu Medya'dan Dilvin Yücebarlas'a anlattı.
Ağabeyin üniversitesi eğitimi için, sen ise basketbol için Türkiye’de yaşamayı tercih ettin. Türkiye’ye geliş hikayeni biliyoruz ancak Bursa’da ilk zamanlar küçük bir çocuk olarak neler yaşadığını, öğrenmek istiyoruz…
Ağabeyimin Türkiye’de yaşıyor olması benim için bir şanstı. Eğer o, Bursa’da olmasaydı belki de ailem benim tek başıma Türkiye’ye gelmeme izin vermezdi. İlk iki yıl birlikte lojmanda yaşadık. Bu süreçte annem ve babam yanımızda değildi. Yılda bir kere geliyorlardı. Ben de altyapıda oynadığım için bulduğum tüm fırsatlarda onların yanına gidiyordum. Sonuçta aynı dili konuşuyor ve benzer bir kültürü yaşıyor olsak da ben farklı bir yerdeydim ve bunun da bir takım zorlukları vardı. Tofaş’taki aile ortamı ise beni ayakta tutan en önemli güçtü. Herkes ağabey-kardeş gibiydi. İnsanlar çok yardımcı oluyorlardı. Bu yüzden 6 yıl nasıl geçti anlayamadım çünkü mutlu ve huzurluydum. Böyle olunca başarı da geldi. Evet, Bursa’da olmanın zorlukları vardı ama bunlar aşılabilinecek zorluklardı. Kısacası bu süreçte mutlu olduğum için her şey sorunsuz geçti.
Her kategoride kendinden 2 yaş büyük oyuncuların bulunduğu takımlarda yer aldın. Dolayısıyla rakip takımlardaki oyuncular da yaş ve tecrübe olarak senden büyüktü. Bu durum senin basketboluna ve sana neler kazandırdı?
Altyapılarda 2 yaş büyüklerle oynadığınızda ilk olarak arkadaş ortamından uzak kalıyorsunuz. Birçok kişi bunun zorluğunu yaşamıştır ama ben ağabeyimle yaşıyor olsam da tek başına bir hayata sahiptim ve böyle yaşıyor olmanın verdiği alışkanlık takım içinde gelişen bazı durumlar için bana avantaj sağlamıştı. Bu nedenle psikolojik açıdan çok zorlandım diyemem ama fiziksel olarak hiç kolay değildi. O zamanlar güçsüz ve fiziksel özellikler anlamında da çok zayıftım. Hep iki yaş büyüklerle oynadığım için kendi yaş grubumdaki oyuncuları da tanıyamamıştım. Bir de kendimi hep bir üst kategorinin oyuncularıyla yarıştırdım. Bu yarış hali ise A takımda süre alabilmemde çok etkili oldu. Yarışmacı tarafım güçlendi. Tabi ki Tofaş da bu anlamda doğru kulüptü ve ben gerçekten şanslıydım. Nihat İziç’in bana olan güveni ise hazır olmadığım zamanlarda bile bana hep güç verdi.
Evet, çok genç bir oyuncusun ama içinde birçok örneği barındıran da bir yolculuğun var. Bu kısa geçmişine dönüp baktığında neler görüyorsun?
Genç yaşımda A takımda böyle süreler almamda çok maç yapmamın, Avrupa şampiyonalarında mücadele etmemin katkısı büyük. Öyle ki; benim yaşımda bu kadar çok Avrupa Şampiyonası görmüş olmak 1. Ligde bir sezon oynamış olmakla eş değer. Gerek kamp düzenleri, gerek maçlar gerekse kazanma-kaybetme yarışı içinde bulunmak çok önemli. Ama geçmişe dönüp baktığımda benim için şampiyonalardaki en büyük tecrübe etrafı gözlemleyerek kazandıklarımda gizli. Altyapıda gözlem yapmak çok önemli. Oyuncuların, neleri doğru neleri yanlış yaptığını tespit edebilmek, basketbol görgünüzü arttırıyor. Bu da kendine katabileceklerin konusunda analiz yeteneğini geliştiriyor. Basketbola yeni başlayan oyunculara etraflarını gözlemlemek anlamında uyanık olmalarını, çevrelerine duyarlı olmalarını, oyuncu ağabeylerini dikkatle izlemelerini, yanlarında bulunmalarını ve onlardan tavsiye almalarını öneriyorum. Ben tavsiye almayı gerçekten seviyorum. İnsanlar, benim veya oyunumun zayıf yönlerini dile getirdiklerinde moralimi bozmuyorum. Onların tecrübelerinden faydalanmaya çalışıyorum. Disiplinli ve planlı olmak da önemli. Özgüven çok çalışmakla, fazla antrenmanla, çok maç izlemekle, gözlem yapmakla kazanılan bir şey. Geçen sezonda attığım bazı şutların sayıya dönüşmesine şaşırıyordum. Oturup “Ben bu şutları nasıl atıyorum” diye düşünürken maç kasetlerini geriye sarıp tekrar tekrar izlediğimde, yaptığım antrenmanların bu olumlu gelişmeye katkısı olduğunu gördüm. Özellikle de bireysel antrenmanlar bir oyuncunun gelişimi için çok önemli.
Örnek aldığın oyuncular kimler?
Birkaç yıldır Dimitris Diamantidis’i beğeniyorum ama bu yıl Euroleague’de oynadığı için Khimki takımındaki Zoran Planinic’i de takip ettim. Bu iki oyuncu da uzun oyun kurucular arasında ve bana faydalı olabilecek özellikleri olduğu için dikkatimi çekiyor. Saha görüşleri çok iyi ve uzun olmalarına rağmen iyi dripling yapıyorlar. Karşılarında onları savunan kısa oyuncular var ama onlar neredeyse hiç top kaybetmiyor ve bu durumdan hiç rahatsız olmuyorlar. Ben ise zaman zaman kısa oyunculara karşı dripling sorunu yaşıyorum. Özellikle Zoran Planinic’i izleyerek bu sorunuma karşı alabileceğim çözümleri öğrenmeye çalışıyorum. Tecrübeleriyle karşılarında hiç kimse yokmuş, savunmasız oynuyormuş gibi bir duruş sergiliyorlar. Bu iki oyuncu da benim idolüm.
Bu zamana kadar aldığın en değerli tavsiye, sürekli kulağında duyduğun ses kimin?
Annemin ve babamın sesini hep duyarım. Özellikle de annemin “Sen biraz şımardın mı bakayım?” diye bana serzenişte bulunması benim ayaklarımın yere basmasını sağlar. İnsan kendi ailesindeki birinden hiç beklemediği bir anda böyle bir yorum duyunca ister istemez frene basıyor. Babam, “Her ne yaparsan yap, eğer kendini bir şey oldum zannedersen aslında hiç bir şeysin demektir. O yüzden büyük oyuncu olmaya çalış ama alçak gönüllü olmaktan vazgeçme” der. Bu öğüdü de aklımdan hiç çıkarmam.
Antrenör deyince…
Bende emekleri çok olan Nihat İziç ve Erhan Toker geliyor ilk olarak aklıma. Altyapıda Erhan ağabey beni gerçekten çok iyi hazırlayarak Nihat ağabey’e teslim etti. İkisi de bana çok güvendi ve çok şans verdi. Bu yaşta bu seviyede oynayabiliyor olmayı bu iki isme borçluyum.
Kendine hedef olarak neyi/nereyi belirledin?
NBA… Bir gün orada olmak istiyorum…
Bir özeleştiri yapmanı istesem…
Dripling yaparken birinci lig seviyesi oyuncularına göre biraz güçsüz ve yavaşım. Bu yüzden kısa oyunculara karşı güven eksikliği yaşıyorum. Bu durum devamlı olmuyor ama bazı kısa ve hızlı oyuncuların savunmalarına karşı zorlanıyorum. Mesela geçen haftalarda Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde David Holston ile olan mücadelede 30 dakikaya yakın sahada kaldım ve benim için çok zor bir maç oldu. İki maç üst üste oynasaydım inanın daha az yorulurdum. Bütün maç peşimdeydi. Nerede olduğunu göremiyordum. Bu benim için çok zor bir durumdu. Skorer oyun kurucuları savunurken de sorun yaşıyorum ama bu yıl antrenörümüz Ahmet Çakı, beni bu konuda çok uyardı ve ben de bütün uyarıları dinleyerek, bu eksiğimi kapatma yolunda biraz yol aldığımı düşünüyorum.
Asist mi sayı mı?
Sanki pas vermeyi daha çok seviyorum. Birine pozisyon yaratmak beni daha fazla motive ediyor.
Bu zamana kadar senin için parkedeki en unutulmaz an hangisiydi?
İki farklı an var. Birisi 2010 Yıldız Erkekler Avrupa Şampiyonası’nda Karadağ’da çeyrek finalde Sırbistan’ı son saniyede yendiğimiz maç. 5000 Sırp taraftarın arasında bu maçı oynamıştık. Benim de Kosovalı olduğumu biliyorlardı ve bütün maç bana negatif yönde tezahüratlar yapmışlardı. Son saniyede kazandığımız bu maçı unutmam mümkün değil. Diğeri de bu sene EuroChallenge’da Khimik’i takımına karşı son saniyede attığım üçlük. Altyapıda daha önce birkaç kere maç kazandıran sayılar atmıştım ama A takımda yarattığı duygu çok başkaymış.
Motivasyon için neler yapıyorsun?
Önemli maçlardan önce takımdaki arkadaşlarımı yanıma alıp maçın önemli olduğunu ve iyi oynayıp kazanmamız gerektiğini konuşurum. Bu sohbet ortamı beyin olarak bana iyi bir hazırlık süreci yaratır. Maçlardan birkaç saat önce yapılan şeylerle maçta iyi oynanabileceğine inananlardan değilim. Her maçın bir gün öncesi benim için önemli.
Dinlenmek yada eğlenmek için neler yapmayı tercih ediyorsun?
Boş zamanlarımda yanımda mutlaka birileri oluyor. Artık ayrı bir evde yaşıyorum ve vaktim olduğu zaman babam, annem ya da ağabeylerimle birlikte olmayı tercih ediyorum. Beraber evde çay içip, televizyon izlemek, yemeğe çıkmak gibi sıradan şeyler beni dinlendiriyor. Ağabeylerimin kitap okumam konusundaki telkinlerini de kulak arkası etmiyor ve okumaya da vakit ayırıyorum. Şu andaki kitabım ise Olasılıksız…
Sahada sakin, kendinden emin ve soğukkanlı duruyorsun. Seni neler heyecanlandırır?
Bizden iyi bir takımla oynuyorsak ve maçın son anlarında galip gelmeye yaklaşmışsak heyecan bende başlar. Ama bu dezavantaj yaratan bir durum değil benim için çünkü heyecanın motivasyonumu arttırdığını da yaşayarak öğrendim.
Sana karşı duyulan güven ve beraberinde oluşan beklentiler sende bir baskı yaratıyor mu?
Güven gerçekten güzel bir şey. Her oyuncunun belirli dönemlerde hedefine ulaşırken “Acaba zaman mı kaybediyorum “ diye kendini sorguladığı anlar oluyordur. Bu gibi dönemlerde ben, bana duyulan güvenle motive oluyorum. Çalışıyorum ve olabilecek şeylerin farkındayım. Elimden geleni yapıyorum böyle olunca vicdanınız da rahat oluyor. Bu da sahada güvenli olmanızı sağlıyor. Üzerimde bir baskı hissetmiyorum çünkü ben de başarılı olmayı, benden beklenenleri yerine getirmeyi çok istiyorum.
Tofaş’tan sonraki adımını merak ediyorum…
Benim şu an için gitmek istediğim herhangi bir takım yok. Oyuncu ağabeylerim, “Bir takıma gitmeyi çok isterin ve gidersin. Ama beklentilerin büyük olduğu için orası sana kötü gelebilir” diyorlar. Bu yüzden doğru yer, doğru zaman ve doğru insanlarla çalışmayı istiyorum. Benim için şu an önemli olan gelişim. Onun içinde iyi oynayarak fazla süre almaya çabalıyorum. İstanbul’da yetişmiş olsam veya seneye İstanbul’a gidecek olsam hangi kulüpte oynardım? Bilmiyorum… Yakın gelecekteki hedefim Euroleauge atmosferini yaşamak olduğu için belki bir sonraki ilk adım yurtdışı olur. Zaman kaybetmek istemiyorum ama büyük konuşmamak, yaşayarak görmek lazım. İnsanın başına neler gelir, belli olmaz.
Oynamayı hayal ettiğin beşi sorsam…
Bunu hiç hayal etmedim. Topu elinde fazla istemeyen, şutör oyuncuları tercih ederim. Ama Dimitris Diamantidis ile beraber oynamak gerçekten güzel olur.
Devre arasında yada maç sonunda soyunma odasında olan bitenler pek dışarı sızmaz. Seni için farklı olan bir devre arası konuşması var mı?
Geçen yıl Ankara’da Hacettepe Üniversitesi karşısında beklemediğimiz bir mağlubiyet almıştık. Maç sonunda soyunma odasında 1 saat süren bir toplantı oldu. Kaybettiğimiz için de konuşma çok gergin geçmişti. Benim ilk senemdi ve içimden “Eyvah, A takımda işler hep böyle mi olacak” diye geçirmiş, şaşkınlıktan donmuştum. Bir de 2010 Yıldızlar Avrupa Şampiyonası’nda Karadağ’da çeyrek finalde Sırbistan’ı son saniyede yendiğimiz maçın soyunma odası unutulmazdı. Maçtan önce herkes suskundu sonra giyinirken nedense birden müzik açıp oynamaya başladık. Devre arasında da Erhan ağabey; “Biz 5000 kişinin içinde Sırbistan’ı yeneceğiz” dedi. Bu cümle hepimizde büyük bir heyecan yaratmıştı ve sahaya çok daha güvenli çıkarak, kazandık.
Sen herkesin dikkatini çeken henüz çok ünlü değil ama başarılı bir oyuncusun. Aslında lafı fazla dolandırmadan biraz duygusal hayatında neler yaşadığını da öğrenmek istiyorum.
Lise geçen sene bitti. Üniversite’yi Kosova’da devam zorunluluğu olmayan bir okulu tercih ederek okumaya çalışıyorum. Bu konuda da annemin tavsiyesini dinledim ve pazarlama üzerine bir bölüme kaydımı yatırdım. Durum böyle olunca sosyalleşmek adına hareket edebileceğim alanlar fazla değil. Sorunuzun cevabına gelince; evet, bir kız arkadaşım. Bazen biraz da basketbolun dışında olmanız gerekiyor. Basketbol merkezli bir yaşam şeklinin içinde başka dünyadaki arkadaşlarınız ile geçirdiğiniz keyfili zamanlar deşarj olmanıza da yardımcı oluyor. Sonuçta hayat sadece basketboldan ibaret değil. Farklılıklar yaşayarak, “her şeyden biraz” ölçüsü ile biz basketbolcuların da dengeli ve renkli bir dünya kurabileceğini düşünüyorum.
Röportaj: Dilvin Yücebarlas/TBF Medya




