Top 16 oynanmaya başladığında, karşı grupta ilk 4’e giren takımların Barcelona, Olympiacos, Maccabi ve Caja Laboral olacağını söyleseler Anadolu Efes muhtemelen tercih hakkını Caja Laboral ya da Olympiacos’dan yana kullanırdı. Oysa ki CSKA, Pana’yı yendiğinde, istediğimiz bir nebze olmuş ve Barcelona ile eşleşmediğimize sevinmiştik.
Yunanistan temsilcisi final-four yolunda Efes için işlerin ne kadar zor olduğunu ve mücadele seviyesinin özellikle deplasman şartlarında ne kadar üst seviyelere tırmanabileceğini bize ilk iki maç hatırlatmış oldu.
Dostluk ve Barış Salonu'nda bizi en çok üzen şey, alınan 2 mağlubiyetten çok sezon başındaki hastalıkların nüksetmesiydi. Bu hastalıkların başında özellikle geri düşüldüğünde oyuncuların takım içindeki organizasyona ve birbirlerine karşı inançlarının kolay kırılması geliyordu. Bu da işin içinden birey birey çıkmaya çalışan “kötü” takım kimliğini ortaya çıkarıyordu.
Yunanistan’daki ilk 2 maçta işlerin hiç yolunda gitmediği bir gerçek. Printezis’in 11/18 isabetle 26 sayı bulduğu ilk karşılaşma, kariyerinin en iyi maçlarından biriydi. Diğer taraftaysa Oktay Mahmuti’nin güvendiği eller Farmar ve Vujacic’in bir türlü ritme girememesinin üstüne, bir de 1/19 üçlük isabeti gelince Efes açısından farklı bir rekor meydana geldi.
İlk maç 38 dakika parkede kalan Spanoulis, Efes’in oyundan çabuk kopması ve tamamen dağılmasıyla birlikte ikinci maçta 13 dakika dinlenme fırsatı buldu. Savanovic’in oyununun bu seviyelerdeki maçlar için yeniden soru işareti yarattığı bu maçlarda, Kerem Gönlüm Efes adına ayakta kalmayı başaran belki de tek isimdi. Efes şutörlerinin 2 maçta 3/34 gibi dünya sonu bir yüzdeyle üçlük atması ve her iki maçta da bir an olsun kontrolü ele geçirememesi onlar için biraz hayal kırıklığı yarattı.
Her ne kadar Olympiacos geçen sezonun Euroleague şampiyonu da olsa iki takım arasında bu serinin 3-0 bitebileceği bariz bir üstünlük görmüyorum.
Anadolu Efes’in ihtiyacı olan şey birbirlerine olan inançlarını kuvvetlendirerek bunu 40 dakikaya yaymak ve takım halinde oynamaya başlamak. Bunun yanında 10 bin kişilik koronun da Abdi İpekçi’yi dolduracağını düşünürsek, bir dönem özellikle iç saha maçlarında bizi alıştırdıkları tempolu ve iyi bir başlangıç Olympiacos’da şok etkisi yaratabilir. Boş atışı çabuk bulamadığı dönemlerde Yunan ekibini müdafaa yapmaya zorladığı ve doğru atışı bulana dek adam eksiltip topu paylaştığı takdirde Efes’in işi biraz daha kolaylaşır.
3. maçta kalitemizi, Olympiacos’tan daha fazla mücadele ederek ve özellikle boyalı alan üstünlüğünü ele geçirerek göstermeliyiz. Serinin daha bitmediğini bir şekilde onlara hissettirmemiz şart. İlk 2 maçtaki düşük yüzdemiz bizi çok yaralamıştı. Eğer doğru tercihler yaparsak kendi evimizde çok daha iyi yüzdeyle atacağımizı düşünüyorum.Serinin ya tamam ya devam maçında, tecrübeli ve winner oyuncularımızın bir şekilde sahaya karakter koymak isteyeceğinden hiç şüphem yok.
Psikolojik açıdan baktığımızda ise 2-0’dan sonra Olympiacos’un final four için sadece bir adımı kaldı. Anadolu Efes’in ise bu yolda kaybedecek bir şeyi yok. Efes bunun rahatlığı ve seyirci desteğiyle istediği basketbolu sahaya koyabilir. Olympiacos ise sona bu kadar yaklaşmışken maç içinde “Acaba mı?” sorusunu kendine sormaya başlarsa, seriyi tekrar ortaya getirmemek için hiçbir neden kalmaz. Ateşli Türk seyircisinin Abdi İpekçi’yi cehenneme çevireceği bir maç olsun.
Seri 2-2' ye gelirse final maçının ne olacağını kimse tahmin edemez.
Bol şans Efes…




