Futbol değil basketbol izleyin; rahatlarsınız! / BAĞIŞ ERTEN

Futbol değil basketbol izleyin; rahatlarsınız! / BAĞIŞ ERTEN

Futbolun kaosunu gördükçe içinize hafakanlar basmıyor mu? Oysa o esnada basketbolda adı süper olmasa da kendisi gayet süper olan bir lig ve koskoca bir dünya var. Bu hafta bir final bir de finalden beter maç izleyeceğiz. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın rakiplerini geçip büyük başarılara imza atmasını bekliyoruz. Ama biz ille de gene futbol konuşuyoruz. Yapmayalım. Kendimize gelelim. Artık biraz da potalardaki zaferleri konuşalım. 
Benim iddiam da şu: Basketbol hızla futbolun sarsılmaz denilen tahtını sarsıyor. İşte size “Türkiye’de basketbol futboldan daha zevklidir” tezini destekleyecek beş neden: 
Herkes şampiyon olabilir: Basketbolda son dört senede dört ayrı şampiyon çıktı. Eğer bu sezon ligi şu anda lider götüren Anadolu Efes şampiyon olursa beş yılda beş ayrı şampiyon olacak. Sadece şampiyonluk da değil. Son üç sezondur en az 5-6 takım tepeyi gözüne kestiriyor. Çok değil iki sezon önce normal sezonu Banvit lider kapattı bu ligde!

Artık devir değişti 
Tribünler daha dolu, daha ateşli: Süper Lig’in seyirci konusunda nerelerde süründüğünü biliyoruz. Ligin ilk yarısında 7 binlerde ortalamaydı. Oysa basketbolda“hiç gitmez” denilen İstanbul taraftarı bile yavaştan tribünlere dönüyor. Pek çok takım Avrupa Kupası maçlarını yüzde yüz doluluk oranıyla oynuyor. Hatta bir ara Fenerbahçe, salona stattan daha çok taraftar çekiyordu. Bu sezon da Avrupa’nın en dolu üç salonundan biri Ülker Arena. [Haber görseli]
Avrupa’nın en çekişmeli ligi bizde: İşte asıl büyük gelişme bu. Bir dönem tepedeki 3-4 takım o kadar güçlü olurdu ki herkesi yenerlerdi ve sezonu 3-5 yenilgiyle tamamlarlardı. Bu artık değişti. Misal Anadolu Efes normal sezonu lider bitirir derken Royal Halı Gaziantep’e evinde yeniliyor. Fenerbahçe 20 sayı farkla geri düştüğü ligin sondan ikincisi Türk Telekom’u son saniye basketiyle devirebiliyor. “Ne işi var” diye küçümseyenlere inat Akın Çorap Yeşilgiresun Belediye’nin 9 galibiyeti var. İsterseniz Avrupa’yla da karşılaştıralım. En iyi olduğu söylenen İspanya Ligi’nde ilk üçün toplam mağlubiyet sayısı 11, bizde 19. Yine Fransa’da ilk üç son 15 maçta 3 mağlubiyet almış, bizdekiler 4. Fransa ve İspanya’da düşen takımlar belli oluyor yavaştan. Biz muhtemelen son haftanın son saniyesini bekleyeceğiz. Çünkü her takımda akışı değiştirecek bir sürü yıldız var. O kadar ki, geçen sezon İstanbul Büyükşehir Belediye forması giyen Sasha Vujacic bu sezon NBA’de New York Knicks’le 60 maç oynadı!

Her sezon yükselen çıta

[Haber görseli]Basketbol medyası futbol medyasından iyi: Bakın bence bu en önemlisi. Basketbolun spekülasyonu daha az, polemiği daha az, izleyeni de, yorumlayanı da, yazanı da benzer bir dil konuşuyor. Bağıranı çağıranı neredeyse hiç yok. Kaan Kural, İhsan Bayülken, Caner Eler, İsmail Şenol, Tufan Ersöz, Uğur Ozan Sulak, Orkun Çolakoğlu, Can İşbakan, Ümit Avcı gibi bol bilgili, saygın isimleri var. En delileri bile ‘dahi’ Murat Didin olan bir sektör. Üstelik her şey rakama dökülebildiği için kıymeti kendinden menkul yorumlar da yok. “Bence” diye başlayıp üfürmeler yok. Sayılabilir, hesaplanabilir yanları olan bir oyun var ortada ve bilen bildiğini gösteriyor. 
Avrupa’yı kasıp kavuruyoruz: Madem başarıya tapan bir memleketiz, o da var. Son dört sezonda Final Four da gördük, Avrupa’da final de. Hatta son beş yıldır neredeyse her sezon böyle bir başarı gördük. Bir numaralı kupa Euroleague’de Fenerbahçe şimdi gene kapısına dayandığı Final Four’a gitti, iki numaralı kupa Euro Cup’ta Banvit üçüncü oldu, Beşiktaş üç numaralı kupa olan EuroChallange’ı kazandı. Pınar Karşıyaka, Trabzonspor Medical Park aynı kupada finalde kaybetti. Gaziantep Royal Halı üçüncü oldu. Her sezon Avrupa kupalarında 150 civarı maç izliyoruz. Ve her sezon çıta yükseliyor.

Obradoviç için hemen şapkamı çıkarırım 
[Haber görseli]Bu sezon kaç kez yazdım Obradoviç’i. Ama daha da yazmak, daha da konuşmak lazım. İddiam şu: Bu memleket böyle bir koç hiç görmedi. Sadece basketbolda değil, diğer sporlarda da. İddia o ki Cleveland’ın ve Efes’in eski koçu David Blatt’a bu sezon başında “Sizi en çok etkileyen koçlar kimdi” diye soruyorlar. O da Obradoviç’in ismini veriyor. Karşımızda hakikaten başka biri var. İnanmıyorsanız Socrates’in 10. sayısındaki Uğur Ozan Sulak’la yaptığı röportajı okuyun ve feyz alın. Bu kariyerdeki adamdan şu sözleri duymak yeterince manalı değil mi: “Ben, hayatım boyunca daima insanların saygısını kazanmaya ve onlara saygı göstermeye gayret ettim. Çünkü insanların benim nasıl çalıştığıma, çabaladığıma saygı duymasına ihtiyacım var.” 
Ona güvenin siz, gerisini çok merak etmeyin!

Önce Madrid düştü, artık sıra Berlin’de 
Geçen sene Madrid’de yaşananlar dün kimin işine yaradı, tartışmalı. O gün beklenenden kolay yenmişti Real Madrid Fenerbahçe’yi. Sertlikle, tuzaklarla, hızlı oyunla... 
Ama o gün belli ki Obradoviç’in hafızasına kazılmış. Böyle bir maçı kazandıracak şeyin atmak değil tutmak olacağını, Real Madrid’i ezmeden Final Four’un anlamı olmayacağını, bunu hem de orada yapmak gerektiğini belli ki herkesten iyi biliyordu kurt hoca. İşte bu hırsla vurdu ve aldı Final Four’u. Ama ne vuruş! 
Kalinic hiç atmadığı kadar sayıyı Top 8’deki son iki maçta atıyorsa, tank Antiç devre bitmeden 8 ribaund alıyorsa, ilk devrede Bogdanoviç’in sıfır, Datome’nin 2 sayı bulduğu maç galip bitiriliyorsa şapka mapka kalmaz kafada. Büyük gazla ve sertlikle başlanan üçüncü çeyrekte son şampiyonu döve döve denize dökmek ne denir ki? Alkışlarken ayağa kalkmak lazım! 
Bu çok net Obradoviç imzalı Sarı-Lacivert bir gövde gösterisidir. Son şampiyon eğer ne pahasına olursa olsun kazanması gereken maçta böyle nakavt oluyorsa siz belki de Madrid’e gitmeden işi bitirdiniz demektir. Şimdi Berlin düşünsün. Ne diyorLeonard Cohen o nefis şarkıda: “First we take Manhattan, than we take Berlin.”(Önce Manhattan’ı alıyoruz, sonra Berlin’i.)