On Sekiz Günün En İyisi: Slovenya / EFECAN YAVAŞGEL
27.09.2017 - 18:33

Slovenya, yaklaşık iki milyon insandan oluşan nüfusu, Adriyatik Deniz’inden Venedik’e sınırını çizdiği Avrupa’daki kıymetli konumu, beğeni toplayan forması ve iki adet şahane oyun kurucusu ile büyük kısmı ülkemizde düzenlenen 2017 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nı namağlup tamamlayarak kupaya uzandı.

Şampiyona öncesi kadrolar açıklanmaya başladığında çoğu otoriteye göre Helsinki’de oynanan gruptan Fransa’nın ardından ikinci belki de ev sahibi Finlandiya’nın da gerisinden üçüncü olarak İstanbul’a geleceği düşünülüyordu. Kendi fikrim de oyun disiplininden kopması çok şaşırtıcı olmayacak olan bu kadronun çeyrek finalden ötesini görmesinin zor olacağı yönündeydi. Bunun sebebi, birbirini tamamlayacak oyunculardan kurulu olmayan bir kadronun kâğıt üstünde yazılı olmasıydı. Örneğin, uzun rotasyonunda artık sağ el başparmağına kadar tanıdığımız Vidmar’ı, adını sadece bu turnuvada duyduğumuz Dimec’in dinlendirecek olması bile rotasyon hakkında oldukça fikir vericiydi. Ancak hikâyenin yazılışında bu böyle olmadı. Taktiksel analizinin son derece zor olduğu, her topa el uzatan, tempolu ve agresif bir takım kimyası ile turnuvaya adım attılar. Diğer takımlara nazaran kupanın sadece dokuz maç sonunda kaldırılacağının en farkında takımdı Slovenya!

Antrenörlük kariyerinin büyük bir kısmını NBA içindeki teknik ekiplerin bir parçası olarak geçiren İgor Kokoskov, Avrupa’daki en önemli başarısını kazanırken, takımının sahadaki planının son yıllarda Amerika’da değişen oyun anlayışından etkilendiği ortadaydı. Nitekim Avrupa Şampiyonalarında pek rastlayamayacağımız 90,3 maç başına sayı ortalamasına çıkıp, bunu da hiç fena olmayan saha içi yüzdeleri ile birleştirdiler. Slovenya kariyerine yenilgisiz devam eden Kokoskov’un, sınavı geçtiği birçok noktadan biri de rotasyon konusundaki doğru hamleleriydi. Her ne kadar maçtan sonra sakatlığından ötürü olduğunu söylese de final maçının ilk üç çeyreğinde tarihi bir performansla gözlerimizin pasını silen Goran Dragic’i kenarda tutması, Doncic de oyunda yokken tüm anahtarı Prepelic’e vermesi, her koçun alabileceği risk değildi. Evet Prepelic! Bu kumar olsa bile, denendi ve o kazandı. Bu yüzden belki de en önemli payın onda olduğunu söylesek pek yanılmamış oluruz.

Şampiyonanın en değerli oyuncusu seçilen Dragic ve ilk beşte kendine yer bulan Doncic’i hakkını teslim edip bir kenara koyacak olursak, eminim ki takımın geri kalanı hakkında benim kadar bu oyuncuların neden Euroleague’de veya diğer önemli organizasyonlarda kendine yer bulamadıkları tartışmalarına tanık olmuşsunuzdur. Hatta bazılarının ismi bu liglerin elit takımları ile anılmaya başlandı bile. Ancak şunu söylemek gerekir, örneğin en çok öne çıkan isimler Prepelic ve Vidmar’ın bu takımlar içinde verecekleri performans ile turnuvada yaptıkları birbirinden farklı işlerdir. Slovenya içinde gördüğümüz dokuz maçta, tam konsantrasyon ile alınan verim ile sezon içi verimliliği tanım olarak birbirinden çok ayrılıyor. Şampiyon olan takımın da en iyi yaptığı iş bu oldu, takımın her oyuncusundan alacağı katkıyı her maça öyle bir böldü ki Kokoskov, final maçının sonunda yarısından çoğu için eve yürümek bile zor olmuştur. Bu sadece Eylül ayı içinde oynanan bir turnuvanın öyküsü, bugüne kadar öğrendiklerim doğrultusunda bir sezon planlamasına ilham olmamalıdır. Çünkü bu potansiyelden öte bir görevdi ve yerine getirildi.

Bir kupa nasıl kazanılır, basketbolda değişen oyun yapısı başlığı adı altında konuştuğumuz açık saha oyunu nasıl sahaya konulur ve zayıf noktalar el birliği ile nasıl kapatılır, tek tek turnuvanın ilk gününden itibaren bizlere izletti Slovenler. Bunu ilk maçtan itibaren üstüne koyarak, bence en anahtar kavram olan her maç içinde gelişerek ve öğrenerek yaptılar. Özellikle İstanbul’da oynanan final maçları içinde geriye düştükleri anların dakikası bir periyot bile etmedi ve oynadıkları oyun ile yaklaşık olarak gördüğüm herkese keyif verdiler. İnsanlar salona gitti, Slovenya bencinin arkasında yer bulmaya çalıştı, bunu da kazandılar. Zaman zaman biraz fazla agresif oldular, kazanma isteğinin dışa vurumu sertliği arttırdı hatta Randolph’un antipatikliği tartışıldı, fakat bunların hiç biri onun ne kadar nokta atışı bir devşirme oyuncu olduğunun önüne geçemedi.  Tüm bunların toplamında çoğunluğu ülkemizde gerçekleştirilen bu organizasyonda alkışların en çoğunu toplayarak, belki de tribünlerde başından beri daha çok ilgi gösterilen Sırbistan’ı, finalde mağlup ederek zafere ulaştılar.  Sonuna kadar tebrik edip, şöyle güzel gardları izlerken iç çektiğimi ve kısa vade planlarının daha iyi yapılabileceğini söylemeden edemeyeceğim. Basketbolla..

 

Yorumlar


Bu haber'e ilk yorumu bırakan siz olabilirsiniz.

Yorum Yazın