Bol sıfırlı tolerans!
26.05.2020 - 13:48

Euroleague yönetimi, 2019-20 sezonunu iptal ederek, ‘ana unsur’ olan sahadaki oyuncuların aldığı ‘oynamama’ kararını onadı.

Pandemi sürecinin yarattığı olumsuzluklar ve sıkışan fikstür, oyuncuların antrenman yapması ve hazırlanmasına yeterli zamanın olmaması, bulaş riskinin tamamen ortadan kalkmamış olması, lojistik sıkıntılar ve oyuncuların ısrarla üzerinde durduğu ‘sakatlık riski’ endişesi bu kararda önemli rol oynadı.

ELPA’nın (Euroleague Oyuncular Birliği), sürecin başından bu yana sezonu tamamlamaya sıcak bakmaması, Euroleague yönetiminin ise ‘maddi kayıpları’ göz önüne alarak aksi yönde bir tutum sergilemesi garipsenecek bir durum değildi. İşin gerçeği, COVID-19’un az hasar verdiği bir ülkede boş tribünlerle oldu bittiye getirerek sezonu tamamlamaya çalışmak ya da tamamlamak ne kadar mantıklıydı; o da tartışılır.

Bu açıdan bakıldığında ne Euroleague’i, ne de oyuncuları suçlamak mantıklı değil. Sonuçta Euroleague yönetimi, süreci en az hasarla atlatmaya, zaten mali anlamda çok da iç açıcı olmayan, eleştirilere hedef olan ‘küçük pastayı’ daha da ufalmaya itecek bir gelişmeden kaçmayı amaçlıyordu; olmadı. Kurumsal bakış açısıyla bu yaklaşım çok da doğruydu. Şimdi onları daha da sıkıntılı bir süreç bekliyor olacak.

Oyuncuların cephesinden bakacak olursak, iki ayı aşkın bir süredir antrenman yapmıyor olmaları, sahaya çıktıklarında karşılaşacakları ‘sakatlık riskinin’ belki de virüse yakalanma riskinden daha fazla olması onları ‘yeniden sahaya dönme’ konusuna olumsuz yaklaşmalarına iten unsurlardı. Evet, üç haftalık hazırlık süreci bazı oyuncuların hazır olmasına yetebilir, bazılarına ise yeterli olmayabilir. Bunu kabul ediyorum. Ama özellikle de sakatlık riski konusunun üzerinde fazlasıyla durmaları, Euroleague yönetiminin de karar aşamasında elini kolunu bağladı.

Theo Maledon - LDLC ASVEL Villeurbanne - EB19

Bu sezon için oyuncuların hak ettikleri gelirin oynadıkları taktirde yüzde 85’i, oynamadıkları zaman yüzde 80’ini alacakları ve oynamayarak yüzde 5’i gözden çıkarıp, kolaya kaçıp “tüm risklerden arındıkları” görüşüne inanmak istemiyorum. En azından büyük bir çoğunluğu için buna katılmıyorum. Sonuçta bu oyuncular arasında kontratı 2-3 milyon dolar olup, pandemi nedeniyle 400-500 bin dolar kayba uğrayan oyuncular da var. 30-40 bin dolarla ‘oyuncu piyasasına göre’, ‘hafif hasar’ alanlar da… Ama bu, evrensel bir kriz olduğundan, durumu irdelerken bu açıdan, yani olayın EVRENSEL BOYUTLARINDAN da bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum…

Evet; Euroleague’de yer alan kulüplerdeki oyuncuların en kötü maaş alanı dahi, orta gelirli ya da geçim sıkıntısı çeken insanlarla kıyaslandığında ‘açık ara’ daha fazla kazanıyor… Sosyal statüleri, yaşam kaliteleri açısından da buna paralel olarak normal bir vatandaşa göre büyük farklılıklar var.

Ve eğer, basketbol amatör bir spor dalı olup, insanlar, sporcular bu sporu ‘keyfi’ olarak icra ediyor olsaydı, farklı şeylerden söz ediyor olabilirdik. Ama basketbol artık tamamıyla bir ‘endüstri’ olmuşsa ve sporcular için de hayatını döndürecek bir ‘mesleğe’ dönüşmüşse eğer, o zaman işin rengi ve bakış açısı da ister istemez değişiyor. Sadede gelelim…

Sergio Rodriguez - AX Armani Exchange Milan - EB19

Pandemi sürecinde sağlık çalışanları, doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar, kısacası hastanelerde COVID-19 tehdidi ile aylardır ‘göğüs göğüse çarpışan’ profesyoneller de var… Onların karşı karşıya olduğu riski baz aldığımızda, oyuncuların ‘sahaya geri dönme’ konusundaki korku ve endişeleri gerçekten de ‘yavan’ kalıyor…  Hem de maçlar virüsten tamamıyla arınmış, tüm oyuncuların, yetkililerin, teknik ve idari kadroların, güvenlik personelinin tamamı testten geçirilmiş, ‘temiz ve boş’ bir salonda oynanacak olmasına rağmen!.. Sadece sağlık çalışanları da değil, diğer sektörlerde hizmet veren, her gün toplu taşıma araçlarıyla işe gidip gelen, kısacası ‘cephede’ bir şekilde hayatını döndürmeye çalışan insanlar da var… Avrupa’daki durumun o kadar vahim olduğunu düşünmüyorum ama ülkemizde işini kaybetmiş, çaresizlik içinde iş arayan, yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren insanlar var… Yani işin gelir kısmında da hem büyük paralar kazanıp hem de bu badireyi yüzde 20’lik hasarla atlatmak da çoğu insanın bulamayacağı bir ‘ayrıcalık’…

Elbette Euroleague yönetiminin bu kararı alırken ya da Oyuncular Birliği’nin kararı doğrudan etkileyecek ‘oynamak istemiyoruz’ bildirgesini sunarken kendilerine göre haklı gerekçeleri var. Ancak Türkiye’deki kadar derin etkileri olmasa da Avrupa’yı da etkisi altına almış bir ekonomik kriz ciddi biçimde hissediliyor. Bu bakımdan sosyal statüleri itibarıyla bu oyunun ‘ana unsuru’ olan oyuncuların ‘risk alma’ konusunda bu kadar ‘hassas’ davranmalarını anlayabilmiş değilim. Sakatlık riski artmış olabilir, evet, bu doğru. Ama oyuncuların dünyadan kendilerini bu derece soyutlamış olmaları, olaya ‘sıfır tolerans’ felsefesiyle yaklaşmaları biraz bencilce olmadı mı?..

Sonuç itibarıyla Euroleague yönetiminin aldığı karar bence doğrudur. Ama gerekçede bana mantıklı gelen unsurlar, seyircisiz basketbolun keyif vermeyeceği, sıkıştırılmış programın önümüzdeki sezon hazırlıklarına ve sezona muhtemel olumsuz etkisi, tamamıyla hazır olmadan oynayacak oyuncuların performans kalitesinin olağan dışı sonuçlar ortaya çıkaracak olması, deniz aşırı oyuncuların – ki sayıları hiç de azımsanmayacak kadar fazla – gelmeme ihtimali ve bunun da Euroleague’in imajını olumsuz etkileyecek olmasıdır. Sakatlık konusunun ise oyuncular tarafından biraz abartıldığını ve bir şekilde Euroleague yönetimine karşı ELPA tarafından baskı unsuru olarak bir ‘silah’ gibi kullanıldığını düşünüyorum.

EFES’E YAZIK OLDU

Bu sürecin kaybedeninin, sezonun oynanmış dilimini domine eden Anadolu Efes olduğu bir gerçek… Belki de şampiyonlukla noktalayabilecekleri, hem BSL hem de Euroleague’de ipi göğüsleyebilecekleri sezon çöpe gitti. Geçmişte haksızlığa uğradıkları, F4’ün kıyısından döndükleri birçok dönem olduğunu hesaba kattığımızda bu durum , Efes üzerindeki ‘lanetin’ hala kalkmadığını gösteriyor…

Shane Larkin - Anadolu Efes Istanbul - EB19

F.BAHÇE ARTIK HAMLE YAPMALI

Fenerbahçe BEKO cephesinde ise bu süreçte olağan dışı bir sessizlik hakim. Özellikle coach Zeljko Obradovic’in göreve devam edip etmeyeceğine dair sır perdesi henüz aralanmış değil. Başkan Ali Koç’un ‘Obradovic  istediği sürece Fenerbahçe’de kalabilir’ açıklaması hiç de tatmin edici değil. Evet, önceki yönetimden miras kalan ‘borç batağı’ ortada. Ama eğer kulüpte küçülme olacaksa hedef basketbol olmamalı… F.Bahçe’nin son yıllardaki yüz akı olan basketbolda yaşanacak olumsuz bir gelişme, zaten 3 Temmuz süreciyle sarsılan ve hala aynı bela ile boğuşmaya devam eden, yaraları sarmaya çalışan Sarı-Lacivertli kulübün taraftarlarının hiç de hoş karşılamayacağı yeni bir kaosun kapısını açabilir. Baştan beridir basketbol şubesinin başında olmasına hayret ettiğim Semih Özsoy’un Obradovic ve ekibi ile uyumlu bir ilişki yaşayamaması sorunların en büyüğüydü. Aydın Örs döneminden ‘sabıkası’ bulunan Özsoy, Sırp çalıştırıcıya ne yazık ki destek değil köstek oldu.  Sonuçta Başkan Koç neşteri vurdu ve yanlışından dönüp Özsoy’u görevden aldı. Şimdi yapılması gereken artık sessizliğe de bir son verip, Obradovic’le masaya oturmak. Anlaşma olursa ne ala… Zaten doğrusu da bir şekilde orta yolu bulup Obradovic’le yola devam etmek olur. Olmazsa da kamuoyunu ikilemde bırakmak yerine, neyin nasıl olduğunu, Obradovic’in niye kabul etmediğini ya da sizin niye anlaşmaya yanaşmadığınızı gerekçeleriyle şeffaf biçimde paylaşmanız en iyisi olacak.

Derrick Williams - Fenerbahce Beko Istanbul - EB19

Yorumlar


Bu haber'e ilk yorumu bırakan siz olabilirsiniz.

Yorum Yazın


Tweetlerimiz