Biz Suçluyuz / ÖMER BUHARALI
30.06.2019 - 22:46

Gönül çok isterdi, bugün, Macaristan maçını ve ardından gelecek eşleşmeyi değerlendirmeyi. Ancak alınan sonuçlardan sonra ne yazık ki bu mümkün değil. Kimsenin arzu etmediği bir neticeyle dönüyoruz Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndan. Peki, hataları olmakla beraber tek suçlu teknik ekip ve oyuncular mı? Kanaatimce, bütün suçu onlara atmak kolaycılık ve sorumluluktan kaçmak olur. Çünkü milli takım herkesin takımı. Kulüp takımı anlayışıyla yaklaşılırsa bir sonraki turnuvalarda da benzer sonuçlar yaşamaya devam ederiz. Aslında suçlu, kadın basketbolunda bulunan herkes; geçmişte çalışmış bulunan şahsım da buna dahil.

Biz nerede hata yaptık?

Geçmişteki illüzyona kapılıp gerçekleri görmezden gelerek hata yaptık. Çok değil, iki sene evvel herkes kadın basketbolunun en kaliteli ligi olmakla övünüyordu. Aslına bakılırsa, tek gerçek en pahalı ligi olduğumuzdu. O yıllarda ligimizde sahada dört yabancı bulunabiliyordu, buna ilaveten altı da devşirme oyuncu vardı. Diğer bir deyişle bütün ligde ilk beşte sadece 8 yerli oyuncu yer alabiliyordu. Evet, her şey harika gözüküyordu: üst düzey bir rekabet, kaliteli yabancılar ve yüksek bütçeler. Ancak kenarda oturan gençler için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Takımlarımız, kadrolarındaki 7-8 yabancı oyuncu ile Euroleague ve Eurocup’ta finaller oynuyor hatta şampiyonluklar kazanıyordu. Bunun yanında milli takımımız katıldığı şampiyonlardan madalya ve Olimpiyat vizeleriyle dönüyordu. Hepimiz çok mutluyduk. Milli takımımız başarılıydı çünkü iki yabancılı dönemde yetişen, sorumluluk almayı bilen muhteşem oyunculardan kuruluydu. Geçen bu yıllar içerisinde, Nevriye ve Yasemin’in yerine bir uzun ya da Gülşah, Şaziye, Şebnem ve Esmeral’in kalitesinde şutör oyuncu yetiştiremedik. İşin trajik tarafı elimizdeki oyuncu potansiyeli hiç de boş değildi. Hatırlayalım, 1992-93 ve 1993-94 jenerasyonlarında Ümitler Avrupa şampiyonalarında madalya kazanmıştık. Bugünkü milli takımımızda bu oyunculardan 4’ü yer alıyor. Peki, geri kalan onca oyuncuya ne oldu? Dört yabancılı ve bir devşirmeli dünyanın “en kaliteli liginde” öğütüldüler.

İlk maçta yenildiğimiz İtalya, bize karşı 1999 doğumlu Lorela Cubaj’ı 25 dakika oynattı, 1998’li Olbis Futo’yu ilk beşte maça başlattı. Bir diğer rakibimiz Slovenya’da ise 22 yaşın altında 6 oyuncu bulunuyor. Biz bunu yapamıyoruz, çünkü altyapılarımızda dahil kaybetme kaygımız ve kazanma baskımız en üst düzeyde. Çünkü liglerimizde birkaç yenilgide antrenörlerin koltukları sallanmaya başlıyor.

Oyuncularımızın hiç mi suçu yok? Tabii ki var. Onlar da Avrupa’nın en pahalı liginde oynamanın artısı olan yüksek kazançla mutlu olurken, kenardan oturmaktan sadece söylemleriyle yakınıyorlardı. Sezon içerisinde kaç oyuncu bir gün önce süre almamasına karşın dinlenme gününde çalışıyordu? Kaç oyuncu, 19-20 yaşlarında, daha düşük sözleşme karşılığında Avrupa’nın diğer liglerine gidip 30 dakika süre almayı ve tecrübe kazanmayı talep etmiştir?

Yazımın, başında teknik ekibin de muhakkak eleştirilecek yanları olduğunu söylemiştim. Kadromuza bakınca 4 oyun kurucu ve 6 uzun oyuncu ile şampiyonaya gittiğimizi görüyoruz. Bu kimya ile hem hücum hem savunmada ancak kısıtlı bir çeşitlilik sergilenebilir. Buna bağlı olarak maalesef belli kalıpların dışına çıkılamadı. Bu da bizi kolay savunulur bir takım haline getirdi. İlk iki maçta Kiah Stokes’a yapılan ikili sıkıştırmalar bizi beşe beş oynayamaz hale getirdi. Stokes, bu maçlarda 35 dakika sahada kaldığına göre acaba 6 uzun yerine 2-3 numara pozisyonları daha geniş tutulamaz mıydı? Madem bu yapıda turnuvaya gittik, o halde 40 dakika rakip takım oyun kurucularına baskı yapmamız gerekirdi. Ama baktığımızda iki karşılaşmada da rakiplerimiz 1 numaralarının önderliğinde galip geldiler. 6 uzunun olduğu bir takımda daha fazla “yüksek ve alçak post” pas trafiği görülmesi gerekirdi. Stokes’un sıkıştırılmaya maruz kaldığı kaç pozisyonda tepeden uzunlar içeri hareket etti veya kaç defa tepedeki 4 numaradan çember altına pas indirmeyi başardık?

Geleceğimiz daha mı parlak? Ne yazık ki çok daha karanlık gözüküyor. Altyapılar önemini her sene biraz daha kaybediyor. Altyapı antrenörlerine verilen maaşlar kulüplerin gözünde dağ gibi gözüküyor. Ne yazık ki kulüplerimiz için bütçe kısmanın birinci aşaması altyapı maliyetlerini düşürmek. Netice ise son iki sezondur Avrupa B liginde bulunan yeni jenerasyonların yetişmesi oldu. Ligimizde yabancı sayısı üçe düştü ama son iki sezondur rekabetçi ve sağlıklı bir yapının olduğunu söylemek çok güç. Ligden düşecek takımların sezonun başında kendilerini neredeyse ilan etmesiyle ligimiz büyük yaralar aldı.

Bu çerçevede ulusal takımımızı tekrar yukarı taşımak için en tepeden en aşağıya kadar, herkesin bir başkasını suçlamadan elini taşın altına sokması lazım. Unutmayalım, bu hepimizin takımı.

ÖMER BUHARALI

Yorumlar


Bu haber'e ilk yorumu bırakan siz olabilirsiniz.

Yorum Yazın


Tweetlerimiz