Batmanu’nun Vedası / TOGAN KARATAŞ
29.08.2018 - 23:42

“Bu adam NBA’e geliyor ve hiç kimse onun ne kadar iyi olduğunu bilmiyor.” – (Popovich, Duncan’a Manu Ginobili’nin takıma katılacağını açıklarken...)

31 Ekim 2009’da San Antonio Spurs ve Sacramento Kings arasında AT&T Center’da oynanan karşılaşmada sahaya yarasa girer ve oyun durur. Herkes şaşkın bir şekilde izlerken Spurs’ün Arjantinli yıldızı Manu Ginobili tek eliyle yarasayı yakalamayı başarır. Birçok takma adı olan Ginobili’nin artık yeni bir takma adı olmuştur: BatManu

Aslında Ginobili’ye Batman benzetmesinin yakışmasının tek nedeni bu değil. NBA’e gitmeden önce oynadığı her takımın süper yıldızı olan Manu, Nolan’ın “The Dark Knight” üçlemesinde anlattığı gibi gerektiğinde kendinden dahi vazgeçmeyi başaran bir süper kahraman olduğu için de Batman benzetmesini hak ediyor.

Arjantin’in altın jenerasyonunun elmas parçası olan Manu Ginobili 90’ların sonunda Arjantin’den İtalya’ya gitmiş, orada EuroLeague’i kazandıktan sonra da 2002’de NBA’e gelmişti. 1999 draftında 57. sıradan seçilen Manu NBA’de büyük bir iz bırakmayı başaran özel oyunculardan biriydi. Manu’nun NBA istatistiklerine baktığımızda 13,3 sayı, 3,5 ribaund ve 3,8 asist ortalamalarıyla karşılaşırız. Ancak bu istatistikler Manu’nun büyüklüğünü gizleyen birkaç veriden başka hiçbir şey değil aslında.

İleri istatistiklere baktığımızda ise normal sezonda 20.000 dakika ve üzeri oynayan oyuncular arasında, playoff’ta ise 4000 dakika ve üzeri oynayan oyuncular arasında 100 pozisyon başına +/-'de Manu Ginobili ölçülebilen tüm zamanlar (2000 sonrası) lideri. (Sırasıyla +10,2 ve +7,7). Evet, bu istatistiğe göre Manu 16 yıldır sahadayken NBA’deki tüm oyunculardan daha fazla toplam pozitif etki yaratmış. (www.basketball-reference.com)

Yine Spurs kariyerinin önemli kısmını bençten gelerek geçiren Manu, ölçülebilen zaman aralığında (1981 sonrası), altıncı adamlar arasında kariyer boyu galibiyetlerdeki payı gösteren “career wins added” ve PIPM (oyuncunun reel etkisini ölçen farklı bir +/-) istatistiğinde ligin yine lideri. (Kaynak) Kanımca Manu ile en iyi altıncı adam tartışmasına sadece John Havlicek girebilir ama kazanan yine Manu olur. Fakat Manu’yu altıncı adamlığı tarihte en iyi uygulayan oyuncu olarak tanımlamak da yeterli olmaz.

manu ginobili ile ilgili görsel sonucu

Manu’yu büyük yapan birçok faktör var aslında: 4 NBA, 1 EuroLeague ve 1 olimpiyat şampiyonluğu ile bu üçlemeyi tarihte başaran iki oyuncudan biri olması, bunların yanına 2008’de en iyi 6. adam ödülünü ekleyip, iki kez All-NBA ve All-Star olması veya Avrupa’da ve ülkesinde de birçok bireysel ödül kazanması gibi birçok başarı hikayesinden bahsedilebilir.

Ancak benim için şu üç unsur öne çıkar:

2004 olimpiyatlarında Arjantin ile ABD de dahil olmak üzere birçok takımı geçerek şampiyon olması,
 

2011 playoff’ları sonrası “Artık bittiler!” denen Spurs’ü, 34 yaşından sonra kendini yenileyip, ayağa kaldıran baş aktörlerden biri olması ve önemlisi;
 

Her zaman takım arkadaşlarını ve takım başarısını önde tutmuş olması.

2002’deki Dünya Şampiyonası finalinde Yugoslavya’ya karşı sakat bir şekilde oynamak zorunda kalan ve hakemin de etkisiyle kupaya uzanamayan Manu, 2004’te Yugoslavya ve ABD başta olmak üzere birçok takımı geçip Atina Akropolisi’nin en tepesine oturmuştu. (Özellikle NBA oyuncularından kurulu ABD takımına karşı 29 sayı atarak maçın tek hakimi olması unutulmazdı.)

manu ginobili 2004 athens ile ilgili görsel sonucu

Öte yandan 2003-2007 döneminde düşük tempoda savunma temelli oyun ile üç şampiyonluk kazanan Spurs ve Ginobili’nin, 2011 play-off’larında Memphis’e elendikten sonra artık düşüşe geçiş sürecinin başladığına inanılmaktaydı. Ancak Popovich oyun felsefesini baştan aşağı yenileyip hücum öncelikli bir mantalite ile veteran yıldızlarının artan tempoya uyum göstermesini ister. 2011’de artık 34 yaşına gelmiş olan Manu zaman zaman sakatlıklarla uğraşsa da kendini yeniler ve 2013 ile 2014’te yeniden final oynayan ve 2014’te tarihin gördüğü en dominant play-off performanslarından birine imza atıp, pace&space’in kitabını yazan takımın yine ana parçası olur.

Bir başka ifadeyle tıpkı o dönem (2012) vizyona giren “The Dark Knight Rises” filmindeki gibi yeniden yükselmeyi başarır.

Tarihin en büyük “winner”larından birinin Arjantin ve Spurs ile kazandığı başarılar çok önemli olsa da kanımca Manu’nun “önce takım” demesi, onun ne kadar fedakarlık yaptığının anlaşılması açısından daha kritik. Ortalama bir NBA takımında alfa karakter olarak oynayıp, birçok NBA yazarının da kabul ettiği şekilde, rahatlıkla 25-7-7 ortalamalarına ulaşabilecek durumdayken ve en verimli çağındayken bençten gelmeyi kabul ederek kendini törpüleyen ve olgunluk gösteren Manu, her zaman takım başarısını kendisinin önüne koyan olağanüstü bir oyuncuydu. Onun “modus operandi”si her zaman takımın ihtiyacına göre şekillendi. Bugün, hiçbir normal sezonda ortalama 20 sayı barajını geçmemesine rağmen tüm otoriteler tarafından tarihin en büyük guardlarından olarak gösterilmesinin nedenlerinden biri de bu. Dahası tüm fedakarlıklarının yanında, NBA’de “euro-step” açısından (bu konuda ilk örnek Marciulionis olsa da) oyunu sonsuza dek değiştiren de odur.

manu ginobili eurostep ile ilgili görsel sonucu

Yine “white man can jump – beyaz adam da zıplayabilir”i bize ispat eden ve en iyi dönemlerinde savunulması imkansız olan Manu, 41 yaşında dahi en üst düzeyde, NBA play-off’larında maç kazandıracak hareketleri yapacak kadar yüksek bir hırsa, tutkuya ve oyun zekasına sahipti. Tercihlerinde sürekli pür doğruyu aramasının yanında dünyadaki basketbolseverlerin onu izlemek için binlerce kilometre yol yapması, basketbolu takip eden herkesin sadece onun için bir basketbol maçını izleyip, analiz etmeye çalışması gibi birçok faktör daha onun büyüklüğünü ve özgünlüğü gösterir.

NBA gündeminde sıklıkla tarihin en iyi oyuncusu kadar en iyi ikilileri – en iyi üçlüleri tartışmaları da yapılır. Tarihin en iyi oyuncusu konusu başka bir yazının konusu olsun. Ancak bu satırların yazarı için tarihin en iyi “big-three”si Ginobili-Duncan-Parker üçlüsüdür. Büyük bir şehrin takımı olmayan ve pazar olanakları ve medya ilgisi kısıtlı olan bu takım, Popovich önderliğinde bu üç şövalye ile son 20 yılın en başarılı performansını sergiledi. Bu dönemde sadece NBA’de değil, ABD’deki en önemli dört takım sporundaki liglderde en iyi galibiyet yüzdesine sahip olan Spurs, bu başarısı için Manu’ya çok şey borçlu. Gönül rahatlığıyla, aynı takımlarda bir tane daha Manu olsaydı Spurs hanedanlığı ve Arjantin uzay seviyesinde olurdu diyebiliriz.

manu ginobili parker duncan ile ilgili görsel sonucu

Her ne kadar legacy (miras) konusunda, “Miras konusu abartılıyor. Sadece iyi bir oyuncu ve arkadaş olarak hatırlanmayı istiyorum. Zaten gerisi unutulacak.” şeklinde açıklama yapacak kadar mütevazı bir oyuncu olsa da tarih; bu oyunda her şeyi yapabilen ve karakteri, yeteneği ve mücadelesiyle herkese örnek olabilecek işlere imza atan Manu Ginobili’yi unutmayacak. Benim gönlümde ise çoktan tarihin en “underrrated – yeteri kadar değer verilmeyen” ve en özel oyuncusu olarak sonsuza dek yer edindi. 23 yıllık profesyonel basketbol yaşantısı sonrası emekliliğine çok üzülsek de böyle bir oyuncuyu izleyebildiğimiz için kendimizi şanslı saymalıyız. Umarım onu parkelerde bu sefer takım elbise ile izleme şansına da erişebiliriz.

Not: Spurs ile kazandığı son maçın, onu Bologna’da büyüten Messina yönetiminde olması da (Popovich’in eşinin vefatı nedeniyle) tarihe çakılmış selamlardan biri olsa gerek. Yine San Antonio belediye başkanı dün 30 Ağustos’u “Manu Ginobili Günü” ilan etti ve onun mirasına karşı saygı duruşu göstererek herkese örnek oldu.

Yorumlar


levo Çok güzel yazı. Teşekkürler.
12-09-2018 11:26

Yorum Yazın


Tweetlerimiz